TR724 HABER MERKEZİ | İNCELEME
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, KHK ile ihraç edilenlerin emekli ikramiyesinden mahrum bırakılmasını mercek altına alarak bir başvuruyla ilgili Türkiye’den resmi savunma istedi. Emekli aylığı bağlandığı halde “ihraç biçimi” gerekçe gösterilerek ikramiyesi ödenmeyen İbrahim Eren’in dosyası, mülkiyet hakkı kapsamında Strasbourg’a taşındı. Hukuk danışmanı Kadir Öztürk’ün konuyla ilgili paylaşımında yer alan belgeye göre AİHM; mülkiyet hakkı, adil yargılanma ve etkili iç hukuk yolu başlıklarında Türkiye’deki yargısal denetimin yeterliliğini sorguluyor. AİHM’in İbrahim Eren davasında vereceği nihai karar, ikramiyesi ödenmeyen binlerce eski kamu görevlisi için belirleyici bir hukuk yolunun kapısını aralayabilir.
Süreç, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) benzer durumlarda “ayrımcılık” tespiti yapan güncel Fikret Aslan kararıyla, Eren dosyasındaki “ret” kararı arasındaki çelişkiyi de gün yüzüne çıkardı. Anayasa Mahkemesi’nin aynı hukuki meseleye yıllar içinde taban tabana zıt iki farklı gözlükle bakmış olması dikkat çekti. Şöyle ki; AYM, 2021 yılında İbrahim Eren’in başvurusunu incelerken mülkiyet hakkı açısından “meşru bir beklenti yok” diyerek dosyayı esastan reddetmişti. O dönemde mahkeme, KHK ile ihraç edilmenin getirdiği hukuki durumu, emekli ikramiyesi almanın önünde yasal bir engel olarak kabul ediyordu.
Ancak AYM Genel Kurulu, 25 Şubat 2025 tarihli Fikret Aslan kararıyla rotayı tamamen değiştirmiş görünüyor. Mahkeme; bir kişinin emekli aylığına hak kazanacak kadar prim ödemiş olmasına rağmen, sırf ihraç edilme biçimi veya hizmet birleştirme gibi teknik nedenlerle ikramiyesinin kesilmesini “ayrımcılık yasağının ihlali” olarak tanımladı. AYM artık bu durumu, kişiye yüklenen “orantısız bir külfet” ve hukuka aykırı bir “cezalandırma/etiketleme” mantığı olarak görüyor.
AİHM’nin yazısı ve soruları şöyle:
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
Başvuru, başvurucunun 1 Eylül 2016 tarihinde, bir terör örgütü (FETÖ/PYD) ile bağlantılı olduğu iddiasıyla 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) uyarınca memuriyetten ihraç edilmesi nedeniyle, idarenin kendisine **emekli ikramiyesini ödemeyi reddetmesine** ilişkindir.
- İhracının ardından başvurucu, emeklilik haklarının tasfiyesini talep etmiştir.
- 1 Eylül 2017 tarihinden itibaren emekli maaşı almaya başlamıştır.
- Ancak, emekli ikramiyesinin kendisine ödenmediğini fark etmiştir.
- 1 Ağustos 2018 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) ikramiyenin ödenmesi için başvuruda bulunmuştur.
- 27 Eylül 2018 tarihinde idare, başvurucunun bu tazminatın ödenmesi için gerekli şartları taşımadığı gerekçesiyle talebi reddetmiştir.
- Ankara İdare Mahkemesi, 30 Eylül 2019 tarihli kararıyla; başvurucunun söz konusu ikramiyeye hak kazanmak için yeterli prim ödemesi yaptığı gerekçesiyle idarenin kararını iptal etmiştir.
- Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 12 Kasım 2020 tarihinde, başvurucunun bu ikramiyeye hak kazandırmayacak koşullar altında ihraç edildiğini değerlendirerek ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
—
18 Haziran 2021 tarihinde Anayasa Mahkemesi, başvurucunun bireysel başvurusunu reddetmiştir. Mahkeme; adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine dair iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir. Ayrıca, mülkiyet hakkına dayanan iddiaların kabul edilemez olduğunu, zira başvurucunun talep edilen alacak konusunda “meşru bir beklentisinin” bulunmadığını değerlendirmiştir.
Mahkeme önünde başvurucu, Ankara Bölge İdare Mahkemesi tarafından benimsenen çözümün adaletsiz olduğunu savunmaktadır. Başvurucuya göre mahkeme, emekli ikramiyesine hak kazanma koşullarının oluşup oluşmadığını incelemeden ve Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun kararı sonucunu beklemeden, sadece 672 sayılı KHK’daki genel değerlendirmelere dayanarak bu sonuca varmıştır.
Başvurucu ayrıca, istinaf merciinin bir denetim organı olarak, ilk derece mahkemesinin değerlendirmesinin neden hatalı olduğunu veya Emekli Sandığı bünyesindeki hizmet süresinin emekli ikramiyesi hakkı doğurmak için neden tek başına yetersiz olduğunu açıklamadığını eklemektedir. Bu koşullar altında istinaf kararının yetersiz gerekçelendirildiğini ileri sürmektedir.
Başvurucu, kendisine ödenmesi gereken emekli ikramiyesinin, yürürlükteki iç mevzuatın göz ardı edilerek ödenmediğini iddia etmektedir. Ödediği primler göz önüne alındığında, söz konusu emekli ikramiyesini alma konusunda “meşru bir beklentiye” sahip olduğunu ve bu durumun mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiğini savunmaktadır. Başvurucu, bu durumun Sözleşme’nin 6 § 1 ve 13. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlali olduğu kanaatindedir.
—
TARAFLARA YÖNELTİLEN SORULAR
- Yargısal denetim etkili miydi? (AİHS m. 6/1)
- İkramiye “mülkiyet” hakkı kapsamında mı? (Ek 1 No’lu Protokol m. 1)
- Etkili bir itiraz yolu sunuldu mu? (AİHS m. 13)
Hukuk danışmanı Kadir Öztürk’ün konuyla ilgili paylaşımı ise şöyle:
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), İbrahim Eren/Türkiye başvurusunu Türkiye Hükümeti’ne tebliğ ederek (communicated) esas inceleme sürecine taşıdı. Dosya, OHAL KHK’sıyla kamu görevinden çıkarılan bir kişinin emekli aylığı bağlanmasına rağmen emekli ikramiyesinin ödenmemesi üzerine AİHS m. 6/1 (adil yargılanma), m. 13 (etkili başvuru) ve Ek 1 No’lu Protokol m. 1 (mülkiyet) kapsamında ileri sürülen şikâyetlere dayanıyor.
Dosyaya göre başvurucu, 1 Eylül 2016’da 672 sayılı KHK kapsamında görevden çıkarıldı; 1 Eylül 2017 itibarıyla emekli aylığı almaya başladı ancak emekli ikramiyesi ödenmedi. Başvurucu 1 Ağustos 2018’de SGK’ya başvurdu; idare 27 Eylül 2018’de, ikramiye koşullarının oluşmadığını belirterek talebi reddetti. İlk derece idare mahkemesi 30 Eylül 2019’da idare işlemini iptal etti; buna karşılık Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12 Kasım 2020’de bu kararı bozdu. Anayasa Mahkemesi ise 18 Haziran 2021’de bireysel başvuruyu, mülkiyet yönünden “meşru beklenti yokluğu” ve diğer şikâyetleri “açıkça dayanaktan yoksunluk” gerekçeleriyle reddetti.
AİHM, Türkiye’ye üç kritik soru yöneltti: (1) OHAL KHK’sına dayalı ikramiye reddine karşı yargısal denetimin “etkili” olup olmadığı (AİHS m. 6/1), (2) emekli ikramiyesinin Ek 1 No’lu Protokol m. 1 anlamında “mülk” sayılıp sayılmayacağı ve müdahalenin ölçülülüğü, (3) başvurucunun ikramiyeyi tartışabileceği “etkili bir iç hukuk yolunun” bulunup bulunmadığı (AİHS m. 13).
Bu gelişmenin önemi: AYM’nin Fikret Aslan kararıyla çarpışan bir “meşru beklenti” tartışması Dosyanın AİHM önüne gelmesi, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 25 Şubat 2025 tarihli Fikret Aslan kararının ortaya koyduğu anayasal çerçeveyle doğrudan temas ediyor. AYM, benzer zeminde (hizmet birleştirmesi yapan ve kamu görevinden çıkarılanların ikramiyeden yararlanamaması) “mülkiyet hakkıyla bağlantılı ayrımcılık yasağının” ihlal edildiğine karar vermiş; ihlalin kaynağını 5434 sayılı Kanun m. 89/2’deki düzenleme olarak tespit etmiş ve hem yeniden yargılama yolunu açmış hem de kararın TBMM’ye bildirilmesine hükmetmişti.
AYM’nin yaklaşımı özellikle şu noktada net: Kamuda geçen süresi çok uzun olup 25 yıla “az bir eksikle” ulaşılamadığı için hizmet birleştirmesi yapmak zorunda kalan kişilerin, sırf bu teknik nedenle ikramiyeden tamamen mahrum bırakılması; aynı gerekçeyle kamu görevinden çıkarılan fakat 25 yılı kamuda dolduranlarla karşılaştırıldığında açık bir orantısızlık doğuruyor ve eşitlik/ayrımcılık yasağı bakımından anayasal sorun yaratıyor.
AİHM dosyasında ise AYM’nin 18 Haziran 2021 tarihli ret kararının, “mülk/meşru beklenti” eşiğini aşırı dar yorumlayıp yorumlamadığı, ayrıca OHAL KHK’sının genel kabullerine dayanılarak bireysel durumun yeterince tartışılmadan sonuca gidilip gidilmediği tartışmanın merkezinde.
İnsan hakları açısından fotoğraf: Emeklilik hakkı var, ikramiye “şarta takılıyor”
Buradaki çatlak şu: Devlet, emekli aylığını bağlıyor (yani sigortalılık/prim karşılığını kabul ediyor); ama emekli ikramiyesi söz konusu olunca, kamu görevinden çıkarılma biçimini “tazminata hak kazandırmayan sona erme” gibi değerlendirip toplu ödemeyi tümden kesiyor. Bu, sosyal güvenlik sisteminin “hak” mantığıyla değil, “cezalandırma/etiketleme” mantığıyla çalıştırıldığı izlenimini güçlendiriyor.
AYM’nin Fikret Aslan kararında bu durumun ayrımcılık ve orantısız külfet doğurduğu tespiti, Strasbourg incelemesine de güçlü bir anayasal arka plan sunuyor.
Kısa sonuç: AİHM’in tebliğ kararı, “emekli ikramiyesi” dosyalarının sadece teknik bir sosyal güvenlik ihtilafı olmadığını; OHAL sonrası dönemde mülkiyet, eşitlik ve etkili yargısal denetim standartlarının yeniden test edildiğini gösteriyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

