Site icon Serbest Görüş

Türkiye’de ‘Sultanizmin’ anatomisi

TR724 HABER


KUTLUER KARADEMİR | YORUM

Takipçilerini asla sıkmayan(!) Türkiye siyasetinin gündemi, geçtiğimiz günlerde yapılan bakan değişiklikleriyle yeniden hareketlendi. Gelenlerden birisi kendisine “lütfedilen” makamı görünce nedense, “mülkün asıl sahibi”ni hatırlarken, diğeri başsavcılık yaptığı dönemde ana muhalefet partili İstanbul Büyükşehir belediye başkanını içeri tıkan cengâver olması hasebiyle, cebelleştiği o koltuğu sonuna kadar hak etmiş olmanın gururunu yaşıyordu.

Ya gidenler; biri koltuğunun altındaki dronuyla özgürlüğüne kavuşmuş numarası yaparken, diğeri sürekli “Veren oydu alan oydu, boynumuz kıldan ince!” mesajları veriyordu. Bu arada her ikisinin de açıkça derin bir sukut-u hayal izhar eden gözleri, adeta bilinçaltlarından alt yazı halinde geçen “Artık nisyan çöllerinde bir garip avareyim” hezeyanını dışarı vuruyordu. Bir başka sahnede, Milletin Meclisi’nde yapılan yemin töreninde tekme tokat birbirine dalan “seçilmişler”, ülkede demokrasinin ne kadar emin(!) ellerde olduğunu dosta düşmana bihakkın gösteriyordu!

Velhasıl; çiçekler, çikolatalar, yağlar, ballar ve kavgada sayamadığımız yumruklar arasında gelenler gidenleri, gidenler gelenleri eğlendiredursun; bu hengâmeyi ihtirasla kurulduğu tahtından seyreden muktedir oyun kurucu, kanla, terle, gözyaşıyla ve milyonlarca insanın ahıyla inşa ettiği düzeninin tıkır tıkır işlemesinin verdiği hazla esriyip derinden bir “neredeeen nereye” demiş olsa gerektir.

Öyle ya, kim derdi ki İETT’de işçi olarak çalışırken Emniyet mahallesinde mütevazı bir evde oturan sıradan bir adem, sabık muktedirlerin kaskatı rejimini dönüştürüp o ancient rejimin amansız şürekâsını kendisine tabi kılarken çakma da olsa kendi sultanlığını ilan edecek!

Nitekim her iki çiçeği burnunda bakan da göreve geldiklerinin hemen ertesi günü önlerine konulan operasyonları hak hukuk demeden icra ederek ve ülkede kırıntısı kalmış özgürlükleri daha da kısıtlayacak “reform” gündemlerini büyük bir iştiyakla ilan ederek o makamlara boşuna gelmediklerini ispatladılar.

Sayın yeni İçişleri bakanımız (Mustafa Arslan) 11 ilde 93 vergi müfettişinin terör suçlamasıyla gözaltına alınması operasyonuyla halkımıza ilk günden ‘aynı tas aynı hamam, AİHM kararlarını çiğnemeye tam gaz devam’ mesajı verdi.

Bu arada selefi, kendi ifadesiyle, ‘özgürlüğe yelken açarken’ dronunu da yanında götürmüş olacağından olsa gerek kamuoyu bu “muazzam” operasyonun “nefes kesici” görüntülerinden mahrum kaldı!

Sayın yeni Adalet Bakanımız (Akın Gürlek) altta kalır mı! O da gelir gelmez eline tutuşturulduğu anlaşılan reform paketinin detaylarını vererek başladı kendi dönemine: sosyal medyada isimsiz hesap olmayacak, tutuklularla avukatların görüşmeleri kısıtlanacak; ha, bu arada sayın bakanımızın kapısı herkese açık olacak. Kısacası gidenler gitti, gelenler geldi, sistem aynı şekilde işlemeye devam ediyor.

Ne var ki böyle gündelik ve genelgeçer olaylarla ve gelir-gider şahıslarla oyalanmak dikkatleri dağıtacağından, tüm bu gelenler ve gidenler arasında kuvvetlenerek devam eden ve adına ‘sultanizm’ (sultancılık oyunu olarak da okunabilir) diyebileceğimiz sistemi irdelemek ve ona odaklanmak gerektiği kanaatindeyiz. Nitekim bu sistemin ne olduğu anlaşılmadığı müddetçe gayet ustaca sergilenen cambaz gösterileri içinde ipin üzerine gelenleri ve gidenleri seyre dururken bu yeni, fakat yıkılmaya mahkûm rejimin ömrünü uzatmış oluruz ki bu yazının asıl amacı da bu hususa dikkat çekmektir.

Erdoğan’ın Türkiye’yi bugün mahkûm ettiği rejim, basit belediye yolsuzluğu şeklinde başlamış, nepotizmle devam etmiş ve sonunda sultanizm olarak adlandırdığımız totaliter bir duruma evrilmiş; kötülük üreten ve kötülüğü sıradanlaştırmakla kalmayıp onu gerektiğinde din, gerektiğinde milliyetçilik kullanarak kitlelere de kabul ettiren bir sistem haline gelmiştir.

Bu sistemin yapısı nevi şahsına münhasır bir piramide benzetilebilir. Bu piramidi özel kılan unsur, piramidin Erdoğan ve yakın aile efradından oluşan en tepesinin geri kalan kısmının üzerinde ve ondan tamamen ayrık olmasıdır. Yani, hiç kimse veya hiçbir grup hiçbir surette o piramidin en tepesine gelemez. Piramidin geri kalan kısmında üç katman vardır; fakat bu katmanların ortasında ve hepsini kesen U şeklinde bir boşluk bulunur. Bu boş alan çok kritik bir fonksiyon eda etmektedir ki oraya döneceğiz.

Tepeden sonra gelen katman,  siyaset, ticaret, spor, sanat gibi alanların zirvelerini işgal etmelerine izin verilen kişilerdir. Bu kişiler tepeye en yakın noktada oldukları ve bundan azami surette nemalandıkları için bu konumlarını kaybetmemek zorundadır; zira bu piramit içinde yeri garanti olan tek grup en tepedekilerdir- bir de mecburen en tabandakiler tabii. Bu sebeple bu grubun mütemadiyen en sadık, en saldırgan ve en kullanışlı elemanlar olduğunu ispat etmesi gerekir.

Eğer iktidara yaranmak gibi bir dertleri yoksa, o zaman da en azından iktidarın hiddetini celb etmekten sakınmak, yani sinmek zorundadırlar. Bir alt katmanda ise bürokrasi veya sivil hayatın daha alt kademelerinde olan ve bir üst katmanı zorlayan kesim yer alır. Bu yapının en hareketli ve dinamik katmanları bu ikisidir. Piramidin tabanında ise kendilerinden beklenen temel fonksiyon üst katmanların düzenini devam ettirecek işçi, memur, çiftçi, asker, kısacası emek arz etmek ve tüketici olmak olan; üç kuruşa çalışıp vergi ödemek ve bu yüzden sayılarının çok olması- yani en az üç çocuk yapması- gereken halk vardır.

Şimdi yukarıda bahsettiğimiz boş alana geri dönelim. Burası gerek katmanlar arasında geçiş yapmak isteyenlerin birbirini kırması gerekse bulunduğu katmanda güçlenmek isteyenlerin kendilerini özgür ve muktedir sanarak dilediğini yapması için kasten boş bırakılmış bir arenadır. Bu öyle bir arenadır ki iktidar bu alanda her türlü suçun işlenmesine izin verir; çünkü elinde tuttuğu devlet gücünü istediği kişinin lehine veya aleyhine kullanabilir. Her adım, her söz, her hareket kayıt altına alınır; zamanı geldiğinde kullanılır.

En trajik facialarda bile iktidar hep soruşturma açan o soruşturmaları yapacak kişileri atayan, onlara talimatlar veren taraftadır. Asla sorumluluk almaz hep hesap sorar. Bu gladyatör savaşlarında kullanışlı olanlar parlatılır, işi bitenler buruşturulup atılır. Bu sistemde, normalde bağımsız bir erk olması gereken adalet mekanizması muktedirin mutlak kontrolünde olduğu ve bunu bilinçli ve aleni bir şekilde, mesela milyonlarca oy almış bir belediye başkanını sudan sebeplerle hapse atarak, gösterdiği için herkes kendi çapı ve gücü nispetinde bulunduğu katmanın nimetlerinden faydalanmak adına kendilerine tuzak olarak tahsis edilmiş bu boş alanda dilediğini yapabilir. Ayrıca, en tepeye en yakın olan katmanın bir avantajı da onların işleyecekleri suçların o katmanda kaldıkları müddetçe örtülüyor olmasıdır.

Bu durum bir alt katman için geçerli değildir. Bu sebeple uyuşturucu kullanan ünlüler, şike yapan futbolcular, silah kaçıran savcılar, çete kuran polis müdürleri, gasp yapan jandarma, adli emaneti soyan zabıt kâtibi haberleri bolca görülürken elit politikacıların veya iktidarın emrine amade iş adamlarının konumlarını korudukları müddetçe en ufak bir yanlışları haber olmaz; olsa da yayın yasağı getirilir.

Bu sistemin içinde siyasal muhalefetin fonksiyonu da enteresandır: Muktedire alan açmak. Evet, muhalefet kendisine izin verildiği kadar muhalefet yapabilir. Önüne bir yün yumağı atılmış kedi gibi kendisine verilen malzemelerle oyalanarak arenanın alanını gerektiğinde genişletip gerektiğinde daraltır. Asla asıl sorulması gereken soruları sormaz. Hâlâ dinle ve dindarlıkla olan problemini yağdıramasa da sızdırır. İktidarın en temel payandası olan F.TÖ yalanına sahip çıkar ve “siz onlarla birlikteydiniz” diyerek kendince muhalefetçilik oynar.

Bu kaos arenasında piramidin tepesindekiler acımasızca birbirini parçalayan gladyatörleri büyük bir zevkle seyredip ayakta kalanları ödüllendirir. Kısacası birileri gider, birileri gelir ama sistem sürgit kendini yeniden üretir.

Elhasıl, Türkiye’yi pupa yelken felakete sürükleyen bu korkunç sistemin hukuk, ahlak ve insanlık çerçevesinde mücadele edilmesi gereken birincil unsuru bu sistemin tepesidir. Türkiye’de halihazırdaki hayati problemlerin baş müsebbibi uyuşturucu kullanan ünlüler, gasp yapan polisler, hatta zulme aracı olan bakanlar veya bürokratlar değil, bütün bu sistemi ayakta tutan Erdoğan’ın ta kendisidir ve asıl muhalefet bizzat ona karşı yapılmalıdır.

Bu arada şunu da unutmamak gerekir ki, Erdoğan içeride kendi kurduğu bu sistemin hâkimi olsa da oradan dışarıya atılmış insanların yurtdışından yaptıkları legal, ahlaki ve insani ilel-merkez baskı onun ve avanesinin uykularını kaçırmaya devam etmektedir.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version