Site icon Serbest Görüş

Türkiye’de OHAL’in tarihsel sürekliliği

TR724 HABER


İDRİS GÜRSOY | YORUM

Türkiye’nin siyasal tarihi incelendiğinde, olağanüstü hâlin yalnızca belirli kriz anlarına özgü geçici bir araç olmadığı; aksine dönemsel olarak yeniden üretilen bir yönetim pratiği olduğu görülür. Her tarihi kesitte gerekçeler değişmiş, aktörler farklılaşmış; ancak güvenlik merkezli yönetme refleksi önemli ölçüde süreklilik göstermiştir.

Cumhuriyet’in kuruluş yılları: Devletin önceliği, toplumun konumu

Cumhuriyet’in erken döneminde siyasal düzenin inşası, güvenlik ve bütünlük kaygılarıyla şekillendi. Takrir-i Sükûn Kanunu, olağanüstü yetkilerin hukuki çerçeveye bağlanarak yürürlüğe konulduğu ilk kapsamlı örneklerden biri oldu. Bu düzenleme ile birlikte siyasal alan daraltıldı; muhalefet ve toplumsal hareketlilik güvenlik perspektifi içinde değerlendirildi.

Bu dönemde devlet, kendisini kurucu özne olarak konumlandırırken toplumu düzenlenmesi gereken bir alan olarak tasarladı. Siyasal katılım genişletilmesi gereken bir hak olmaktan çok, istikrarı bozma ihtimali taşıyan bir unsur olarak ele alındı. Olağanüstü yetkiler, rejimin korunmasının doğal bir uzantısı sayıldı.

Çok partili hayat: Olağanüstü yetkinin sivil devri

1946 sonrası çok partili hayata geçiş, olağanüstü yönetim anlayışını ortadan kaldırmadı; daha çok siyasal aktörler arasında el değiştirmesine yol açtı. Adnan Menderes iktidarı, başlangıçta mağduriyet söylemi üzerinden meşruiyet üretmiş; ancak ilerleyen yıllarda güvenlik vurgusunu artıran bir yönelime girmiştir.

Bu dönem, olağanüstü hâlin yalnızca askerî müdahalelerle değil, sivil iktidarlar eliyle de genişletilebildiğini gösterdi. Hukukî araçlar, siyasal rekabeti sınırlandırma kapasitesine sahip biçimde kullanılabildi. Böylece olağanüstü hâl anlayışı, rejim dışı bir sapma değil; rejim içi bir imkân olarak varlığını sürdürdü.

Askerî müdahaleler: Olağanüstü hâlin açık biçimi

1960, 1971 ve 1980 müdahaleleri, olağanüstü hâlin açık biçimde ilan edildiği dönemlerdir. Özellikle Kenan Evren liderliğindeki 1980 müdahalesi, yalnızca geçici bir askerî yönetim oluşturmakla kalmamış; güvenlik merkezli anayasal ve kurumsal düzenlemelerle kalıcı etkiler üretmiştir.

Bu müdahalelerde hukuk askıya alınmış, siyasal rekabet durdurulmuş ve toplum disiplin altına alınmıştır. Ancak daha belirleyici olan, olağanüstü yönetim mantığının sivil siyasete miras kalmasıdır. Müdahale sona erdiğinde olağanüstü hâl hukuken kalksa da, güvenlik merkezli yaklaşım siyasi kültürde yerleşik hâle gelmiştir.

1990’lar: Bölgesel olağanüstü hâl

1990’lı yıllarda özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde uygulanan olağanüstü hâl, uzun süreli bir güvenlik yönetimi pratiği oluşturdu. Olağanüstü Hal Bölge Valiliği aracılığıyla yürütülen uygulamalar, idari yetkilerin genişletilmesi ve temel hakların sınırlandırılması bakımından dikkat çekiciydi.

Bu deneyim, olağanüstü hâlin yalnızca kısa süreli kriz yönetimi değil; coğrafi olarak sınırlı ama süreklilik arz eden bir idare biçimi olarak da uygulanabildiğini gösterdi.

2016 sonrası: OHAL’in kurumsal dönüşümü

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL, kapsamı ve etkileri bakımından önceki dönemlerden ayrıştı. Olağanüstü yetkiler yalnızca güvenlik alanında değil; idari, akademik ve yargısal alanlarda da geniş çaplı düzenlemelere zemin hazırladı.

Bu dönemde çıkarılan kanun hükmünde kararnameler, olağanüstü hâl sona erdikten sonra da yürürlükte kalacak düzenlemeler içerdi. Böylece olağanüstü hâl, geçici bir tedbir olmaktan çıkarak kurumsal yapıyı dönüştüren bir araç işlevi gördü.

Süreklilik meselesi

Bu tarihsel çerçeve, olağanüstü hâlin Türkiye’de farklı dönemlerde farklı gerekçelerle ilan edildiğini; ancak her defasında güvenlik merkezli bir yönetim anlayışını güçlendirdiğini göstermektedir.

Olağanüstü hâl uzadıkça normalleşir. Normalleştikçe görünmezleşir. Görünmezleştikçe tartışma rejimin niteliğinden çok, yönetimin performansına indirgenir.

Bu nedenle mesele yalnızca belirli tarihsel kesitlerde olağanüstü hâlin ilan edilip edilmemesi değildir. Daha temel soru şudur: Olağanüstü hâl, Türkiye’de gerçekten geçici bir kriz aracı mıdır; yoksa yönetme kültürünün süreklilik gösteren bir unsuru hâline mi gelmiştir?

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version