Tatbikat Sahnesi’nin sahnelediği “Batı Ekspresi”, Matéi Vişniec’in göç ve Batılılaşma temalarına odaklanan çok katmanlı metnini, kara komedinin keskin diliyle güncel bir yüzleşmeye dönüştürüyor. İstanbul-Paris hattında işleyen bir tren metaforu, oyunda yalnızca “gidilecek yer”i değil, Avrupa’nın tüketim vaadiyle göçün bedeli arasındaki gerilimi, kimliğin pazarlığa açıldığı kırılgan eşiği de temsil ediyor.
Elvin Beşikçioğlu’nun rejisi, metnin düşünsel sertliğini tek bir dramatik çizgiye hapsetmeden, kalabalığı “koro” disipliniyle kuruyor. Toplu sahnelerde tempo yükselirken bireysel anlarda karakterlerin içe dönük çatlakları belirginleşiyor: Hayal ile gerçek, umut ile yorgunluk, “yeni hayat” arzusu ile geride kalanların ağırlığı aynı vagonda yan yana duruyor. Bu ağırlığın en çarpıcı karşılığı ise oyunun metninde ve sahne duygusunda sık sık geri dönen bir imge: Sahiplerini bekleyen boş evler. Kimi yirmi yıldır, kimi on yıldır aynı kapının ardında bekliyor; içlerinde eşya yerli yerinde, perde aynı perdedir belki ama yaşamın sesi çekilmiştir. Anahtarı cebinde unutulmuş bir hayat gibi duruyor. O evler, göçün yalnız “gidiş” olmadığını; dönüş ihtimalinin de yıllarca sürebilen bir bekleyişe dönüştüğünü hatırlatıyor.
TAŞINAN YÜK
Dekor tasarımında (Barış Dinçel) kullanılan eğrilmiş çerçeveler, yarım kalmış geçişler ve sahneye yayılan bavullar, oyunun ana fikrini somutlaştırıyor: Göç burada yalnız hareket değil, taşınan yük. Bavullar kimi zaman evin yerine geçiyor, kimi zaman kimliğin; kimi zaman da “bütün bir hayatın” sığdırılmaya çalışıldığı dar bir hacim olarak karşımıza çıkıyor. Sahne düzeni, bir istasyon netliğinden çok, kırık bir dünyanın içinden geçiyormuş hissi üretiyor.
Işık tasarımı (Önder Arık) sahneye sınır kapısı sertliği kazandırıyor: Bekleme salonu atmosferinden sorgu alanına, mavi bir soğukluktan sert spotlara hızla geçebilen ışık, oyunun “geçiş” fikrini bedenleştiriyor. Müzikler (Utar Dündar Artun) Balkan coğrafyasının ikili ruhunu taşıyor; neşeyi çağıran ritimler, bir anda içe çöken bir ağırlığa bağlanarak oyunun mizahtrajedi dengesini destekliyor.
Oyuncu-luklarda toplu ritim kadar karakter ayrıntıları da öne çıkıyor. Kadro, metnin tipolojisini “temsili” bir çizgide bırakmadan, her bir karaktere küçük insani çatlaklar açmayı başarıyor. Vişniec’in metninde yer alan ve oyunun omurgasını kuran “Avrupa” vurgusu, özellikle şu cümlede çarpıcılaşıyor:
“Eğer bir gün ‘Avrupa nedir?’ diye sorarlarsa, hepimiz ellerimizi göstermek zorunda kalacağız.” Bu yaklaşım, oyunun Avrupa’yı bir coğrafya değil, emek ve hiyerarşi düzeni olarak tartışmasının altını çiziyor.
ROL DEĞİŞİMİ
“Batı Ekspresi” genel olarak yüksek tempolu bir akışa sahip. Yer yer düşüncenin zaten kurulduğu anlarda kısa tekrarlar hissedilse de reji ve sahne enerjisi oyunu diri tutuyor. Bu temsilde ayrıca kişisel not olarak şunu eklemek gerekir: Selin Tekman’ın mazereti nedeniyle o akşam sahnede yönetmen Elvin Beşikçioğlu’nu da izledik. Bu durum, oyunun ana meselesiyle tuhaf biçimde örtüşüyor: Göç, çoğu zaman bir “yer değişimi”dir ama bazen de birinin boşluğunu bir başkasının doldurmasıdır. Hayat, planladığımız gibi akmadığında, “rol” de yer değiştirir. Sonuçta “Batı Ekspresi”, göçü yalnız trajedi olarak değil; cazibe, pazarlık, kimlik arayışı ve yorgunluk ekseninde tartışan; mizahı bir kaçış değil, yüzleşmenin dili olarak kullanan güçlü bir sahne önerisi sunuyor.
KÜNYE
Batı Ekspresi – Matéi Vișniec
Çeviri: Burak Üzen
Yönetmen: Elvin Beşikçioğlu
Dekor: Barış Dinçel
Işık: Önder Arık
Kostüm: Başak Özdoğan
Müzik: Utar Dündar Artun
Oyuncular: Adem Aydil, Derin Beşikçioğlu, Fatih Sönmez, Selin Tekman, Selin Zafertepe, Ünsal Coşar (İzlediğim temsilde Selin Tekman’ın yokluğunda Elvin Beşikçioğlu sahnede yer aldı.)
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

