CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Türkiye’de yoksulluk riskinin Avrupa Birliği ortalamasının neredeyse iki katı seviyesinde seyrettiğini söyledi. Eurostat ve TÜİK verilerinin AKP iktidarının ekonomik başarı masallarını yalanladığını anlatan Karabat, “Halkın yarısından fazlası bir haftalık tatili bile karşılayamazken, et tüketimi, ısınma ve beklenmedik harcamalar milyonları borç batağına sürüklüyor. Bu vahim tablo, nitelikli gençlerin göç dalgasıyla ülkeyi terk etmesine yol açıyor; propaganda değil, adil ekonomi şart!” ifadelerini kullandı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Türkiye’de yoksulluk riskinin Avrupa Birliği ortalamasının neredeyse iki katı seviyesinde seyrettiğini vurguladı. Eurostat ve TÜİK verilerinin AKP iktidarının ekonomik başarı masallarını yalanladığını belirten Karabat, halkın yarısından fazlasının bir haftalık tatili bile karşılayamadığını, et tüketimi, ısınma ve beklenmedik harcamaların milyonları borç batağına sürüklediğini ifade etti. Bu vahim tablonun nitelikli gençlerin göç dalgasıyla ülkeyi terk etmesine yol açtığını dile getiren Karabat, propaganda yerine adil ve üretim odaklı bir ekonomi anlayışının şart olduğunu söyledi. Özgür Karabat’ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımların tamamı şöyle:
YOKSULLUK RİSKİ AVRUPA’NIN NEREDEYSE İKİ KATI! AKP, ALGILARLA GERÇEKLERİ GİZLİYOR!
Eurostat’a göre AB’de halkın %16,2’si yoksulluk riski altında. TÜİK’e göre Türkiye’de bu oran %27,9. Avrupa ortalamasından 11,7 puan daha kötüyüz. Ama iktidar çıkıp “rekor kırıyoruz” diyor. Evet, bir rekor var: yoksulluk riskinde Avrupa’nın önündeyiz.
AKP, “kişi başı milli gelir, 18 bin dolar” masalı anlatıyor. Ortalama rakamlarla algı yaratılıyor. Oysa gerçek şu: Bu ülkede insanların yarısından fazlası bir haftalık tatili dahi karşılayamıyor. Eğer refah buysa, bu refah kimin?
Vatandaşların %50,5’i evden uzakta bir haftalık tatilin masrafını karşılayamıyor. Yani her iki kişiden biri dinlenme hakkını kaybetmiş durumda. Tatil artık lüks değil, imkânsızlık göstergesi haline gelmiş.
%35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren bir öğünü karşılayamıyor. Bu tablo yoksulluk değil de nedir! İnsanlar protein hesabı yaparken, saray ekonomisi büyüme hikayesi anlatıyor.
Her dört kişiden biri (%25,1) beklenmedik bir harcamayı karşılayamıyor. Bir kombi arızası, bir sağlık gideri, bir acil ihtiyaç… Küçük bir kriz, milyonlarca haneyi borç batağına sürüklüyor. Buna “istikrar” diyorlar.
Vatandaşların %19,6’sı evini ısıtamıyor. %27,9’u izolasyon yetersizliği nedeniyle ısınma sorunu yaşıyor. Soğuk evlerde yaşayan milyonlar varken, “büyüyoruz” masalı anlatılıyor. Enerji yoksulluğu bu ülkenin gerçeği.
Halkın %28,8’i sızdıran çatı, nemli duvar, çürümüş pencere çerçeveleriyle yaşıyor. Bu, 21. yüzyılda kabul edilebilir bir tablo mu? Bu ülkede insanlar sağlıksız evlerde yaşarken hangi kalkınmadan söz ediliyor?
İnsanların %58’i eskimiş mobilyasını yenileyemiyor. Tüketim temel ihtiyaçlara sıkışmış durumda. Dayanıklı tüketim çökmüş, orta sınıf erimiş, alım gücü dibe vurmuş. Ama anlatılan hikâye: “Program çalışıyor, ekonomi politikası başarılı.”
Toplumun %22,1’i trafik ve sanayiden kaynaklı hava ve çevre kirliliğine maruz kalıyor. Yoksulluk sadece gelir düşüklüğü değildir; kötü çevre, sağlıksız yaşam ve düşük kalite demektir. Bedelini yine halk ödüyor.
Bu tablo tesadüf değil. Bu, bilinçli tercihlerle inşa edilmiş bir modeldir. Yoksulluğu bitirmek yerine yöneten, geniş kesimleri yardıma muhtaç bırakan bir düzen. Adı sosyal politika değil; sürdürülebilir yoksulluk sistemi.
Ve sonuç: Göç!
Alman istatistiklerine göre Türkiye, Almanya’ya Ukrayna ve Suriye’den sonra en fazla göç veren üçüncü ülke. Türkiye’de savaş yok; ama insanlar gelecek göremediği için ülkeyi terk ediyor.
Gençler gidiyor, nitelikli iş gücü gidiyor, umut gidiyor. Çünkü insanlar rakamlarla değil, hayatlarıyla konuşuyor. Çarşıdaki fiyatla, faturayla, kira bedeliyle konuşuyor.
Yargı sopasıyla korkutmak, eleştireni susturmak, verileri makyajlamak bu gerçeği değiştirmiyor. Avrupa’da %16,2 olan yoksulluk riski, bizde %27,9. Bu tabloyu değiştirecek olan propaganda değil, adil ve üretim odaklı bir ekonomi anlayışıdır.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

