MAHMUT AKPINAR | YORUM
Klasik istihbarat çalışmaları, düşman ülkeler, kesimler hakkında bilgi edinmeyi, “düşman, rakip” devletlere yönelik tedbirler geliştirmeyi amaçlar.
İstihbarat kurumları modern devletlerle birlikte büyük imkanlara, personele, teknolojiye hükmeden, devasa bütçeli yapılara dönüştü. Denge-denetim sisteminin olmadığı devletlerde ülkenin güvenliğini sağlamaktan öte, kendi halkını kontrol etme, muhalifleri fişleme, iktidar alternatiflerini ezme aracı olarak kullanılır.
Türkiye’de de Milli İstihbarat Teşkilatı ülkeyi dış tehditlere karşı korumaktan çok halkını fişleyen, “muhalifleri” takip eden bir kurum haline geldi. Uzunca yıllar MİT’in TSK ile güçlü bağı vardı. MİT başkanları TSK’dan veya asker kökenli kişilerden atanırdı. Görünüşte başbakanlığa bağlı olsa da MİT, TSK vesayetinin enstrümanıydı.
Turgut Özal‘la sivilleşmeye başladı. Erdoğan ise MİT’i şahsına bağlı, iktidarını koruyan bir kuruma dönüştürdü. MİT üzerinden şahsi rakiplerini sindirme, muhalifleri bölme operasyonları yürüttü.
15 Temmuz böylesi sofistike, iyi çalışılmış bir operasyondu ve engeller bertaraf edilip Erdoğan ‘Tek Adama’ dönüştü. Hakan Fidan’ın, “Suriye’den iki füze attırırım, bir operasyon yaparız!” söylemi muhaberat devletine gidişin ipuçlarını vermişti, ama üzerine gidilmedi. (bakınız: Türkiye artık bir Muhaberat Devleti: https://www.tr724.com/turkiye-artik-muhaberat-devleti/)
“False flag” olarak da anılan İstihbarat operasyonları elbette Hakan Fidan’ın yönettiği MİT’e münhasır değildi. Şeyh Said isyanı, Menemen vakası, İzmir suikasti gibi pek çok olay muhalifleri tasfiye, iktidarı tahkim için kullanılan istihbarat operasyonları cümlesinden ele alınabilir.
Tarihimizde bunun çarpıcı örneği 6-7 Eylül 1955 olaylarıdır. “Selanik’te Atatürk’ün evi bombalandı” haberiyle halk galeyana getirilmiş, azınlıkların mallarının yağmalandığı, ülkeyi terke zorlandıkları provakatif olaylar zinciri başlamıştı. Dönemin Asayiş Komutanı Sabri Yirmibeşoğlu, sonraki yıllarda bunun “başarılı bir Özel Harp Dairesi Operasyonu” olduğunu itiraf etmişti.
Keza 1980 öncesi dönemde sağ-sol çatışmalarında NATO bağlantılı askeri istihbaratın, gençleri vuruşturmak için her iki cenaha silahlar dağıtıp yönlendirmeler yaptığını hatıralardan, itiraflardan biliyoruz. Bülent Ecevit bir videoda başbakan iken Özel Harp Dairesinin varlığından nasıl haberdar olduğunu ve buranın yıllarca ABD tarafından nasıl fonlandığını farkettiğini anlatır.
Geçen yazımızda bahsettiğimiz üzere teknolojinin gelişmesi, iletişimin hızlanması bireyi ve toplumu devletler karşısında daha savunmasız kıldı. Teknoloji istihbarat birimlerinin kabiliyetlerini muazzam artırdı. Artık çok daha karanlık, ilkesiz, kirli operasyonlar yapabiliyor, sıradan insanları kirli kurguların malzemesi yapabiliyorlar.
İnsanlık istihbarat oyunları karşısında düne göre daha aciz. Çünkü teknoloji sayesinde artık hepimizin her an ne yaptığından haberdarlar. Mossad, CIA gibi global etkiye sahip istihbarat birimleri muhtemelen yeryüzündeki her kişi hakkında veriler toplayabiliyor. Zira global iletişim ve teknoloji şirketleri bu istihbarat kurumları hesabına çalışıyor veya onlarla işbirliği yapıyor.
Yasal boşlukları kullanıyorlar
Otoriter ülkeler istihbarat araçlarını kendi halkına ve dünyaya karşı zaten acımasızca ve ilkesizce kullanıyor. Ancak demokratik dünyada da istihbarat kurumları gerektiğince denetlenmiyor. Yasal boşlukları, belirsizlikleri kullanarak, bazen operasyonları ülke sınırları dışında örgütleyerek hukuki, demokratik denetimden kaçıyorlar.
Tespit edilen karanlık iş ve ilişkiler “milli çıkarlar” kılıfıyla örtülüyor. Epstein dosyaları “müttefik ülke istihbarat kurumlarının” bile, karar vericileri rehin alacak projeler yürütebildiklerini gösterdi. Kirli, kanlı olayın yıllarca kapatılabildiğini öğrendik.
Kirli siyasetin demokratik dünyada kendi halkını kandırdığı pek çok vaka var. Irak işgali öncesi ABD, “Nükleer silahı üretiyorlar, kimyasal silah kullandılar!” gibi argümanları kamuoyuna sunmuştu. Bunların onaylanmış ve doğru bilgi olmadığı dönemin aktörlerinden Tony Blair tarafından itiraf edildi.
ABD’nin ve müttefiklerinin İslam coğrafyalarını yeniden dizayn etmeye yönelik işgallerine, Afganistan, Irak, Libya, Suriye gibi işgallere 11 Eylül ve sonrasında gerçekleşen bir dizi olayı gerekçe yaptığını unutmayalım. 11 Eylül’ün de önemli bir istihbari operasyon olduğu konusunda ABD’deki entellektüellerin, gazetecilerin sorgulamalarına dayalı yüzlerce kitap ve yayın var.
Son 10 yılda tecrübe ettik ki istihbarat operasyonları pek çok insanın ölümüne, temel hakların yok sayılmasına, kan akmasına, yeni ve derin düşmanlıkların oluşmasına sebep oluyor. Bunlar toplumlara, “doğal seyrinde gelişen olaylar” gibi sunuluyor, istihbaratla ilintili gazeteciler üzerinden istihbari tezler halka “gerçekler” olarak kabul ettiriliyor.
Muhalif sanılan, İstihbaratla uyumlu siyasetçiler, gazeteciler senaryonun parçası olabiliyor. CHP’nin 15 Temmuz’dan sonra ülke ülke dolaşıp “Türkiye’de işkence olmadığını” anlatması gibi durumlar yaşanabiliyor. Toplum bir tezgahın “darbe” olduğuna inandırılıyor. MİT’i ve hükümeti denetlemesi gereken ana muhalefet lideri “Delegeleri MİT’e sorarak alacağız, yanlış adamlar girmesin!” diye açıklama yapabiliyor.
Teknolojinin baş döndürücü gelişmesi, insanların her adımının ayrıntılı takip edilebilmesi, istihbarat örgütlerinin geniş datalara ulaşması ve yasa/kural/ilke/ahlak tanımaksızın kullanması karşısında birey, aile ve toplum her zamankinden daha savunmasız ve aciz. Bu konuda bireysel, cesur gazetecilerin yapabileceği çok şey yok. Kolaylıkla öldürülebiliyor, sindirilebiliyorlar. Medya emekçileri işten atılmakla, belki hayatıyla tehdit ediliyor ve susturuluyor.
Gelinen noktada istihbarat birimlerinin kanlı ve kirli operasyonlarını açık etmekte bireysel çabalar yetersiz kalıyor. Epstein konusunda kısmen gördüğümüz üzere parlamentolar, aydınlar, özgür medya, sivil toplum örgütleri inisiyatif almak ve kontrolsüz devletlerin, istihbarat örgütlerinin kirli ve kanlı operasyonlarını açık etmek ve onlarla mücadele etmek zorundalar.
Aksi halde istihbarat operasyonları insanlığa ciddi zararlar veriyor. Manipülasyonlar sonucu kolaylıkla üçüncü bir dünya savaşı çıkabilir, insanlığı yeni maceralara sürükleyebilirler. Bu konuda toplumsal farkındalığın ve bilincin artmasına ivedilikle ihtiyaç var. Dünyanın huzura ve güvene kavuşması için öncelikle devletlerin, istihbarat kurumlarının kirli ve kanlı yöntemlerinin denetlenmesi gerekiyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

