Rock müziğin güçlü sesi Hayko Cepkin, bu kez sahnede insan ruhunun en karanlık dehlizlerine iniyor, iyilik ve kötülüğün izini sürüyor. “Jekyll & Hyde” müzikali, yazar Robert Louis Stevenson’ın aynı adlı eserinden sahneye uyarlandı. 6 Mart’ta İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda sahnelenecek müzikalin provaları sürerken Hayko Cepkin, Pelin Akil ve yönetmen Fatih Dokgöz ile bir araya geldik. Tiyatro sahnesiyle kurduğu bağı, kötülüğün doğasını ve sanatın dönüştürücü gücünü konuştuk.
“Tiyatro sahnesi sizi çok sevdi. Bunun nedenini neye bağlıyorsunuz?”
Güzel oyunlara denk geldim, öyle söyleyeyim. Şu an tekrar etmekte olduğumuz Jekyll & Hyde müzikali zaten dünyanın en önemli müzikallerinden biri ve müzik olarak da Türk seyircisine çok güzel hitap edebilecek bir türe sahip. Hikâyesi zaten çok evrensel. Bu yüzden 100 yıldır oynanan bir oyun.
Bram Stoker’ın klasik romanından uyarlanan, Okan Bayülgen’in sahneye koyduğu yapımda Kont Drakula karakterini canlandırdım. İyi projelerde yer aldım, kısmetin böyle.
“Jekyll & Hyde”ı da severek oynadığım için muhtemelen o duygu seyirciye geçiyordur. Benim için en büyük kriter bu. Sahnede siz bunu gerçekten severek yapıyorsanız, seyirciye geçer.
Müzikalde iyilik ve kötülük temasını görüyoruz; her ikisi de insanın içinde var. Peki oyunda anlatılanlarla bugünü karşılaştırdığınızda, sizce günümüzde kötülük ve iyilik nasıl ortaya çıkıyor? Özellikle sosyal medyanın bu konuda bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?
Oyunda karakterlerin kim olduğunu ve birbirleriyle olan ilişkilerini tasarlamaya başladığımız zaman bu tür konuşmalar geçti. Bu oyuna çok hâkimim; uzun yıllardır üzerine çalışıyorum. Dediler ki, aslında hepimiz mi kötüyüz yoksa hepimiz mi iyiyiz gibi sorular oluyor. Şöyle bir örnek verebilirim: Dünyadaki her insanın, hatta her hayvanın içinde de kötülük var. Ama biz bunu bastırıyor ve kontrol ediyoruz. Ahlak ve vicdan gibi bazı kaideler koymuşuz; sonra anayasal haklar, kurallar ve diğer düzenlemeler gelmiş ve bu kötülüğü bastırmışız.
Birçok filmde ne görüyoruz? Dünyanın sonu geliyor, yarın bir yer patlayacak dediğinizde yağma başlıyor, ortalık yanıyor, şehirler tahrip oluyor. Niye? Çünkü hepimizin içinde var o kötülük. Şu an sadece çoğu kişi bunu içinde tutuyor. Birinin delirmesi ve bir anda kötü biri hâline gelmesi milisaniyeler alır.
Jekyll & Hyde müzikalinin gücü de bu olabilir mi?
Tabii tabii, evrensel ve güncel. Hiç değişmiyor. Çünkü içimizdeki kötülük hiç gitmedi. Şekil değiştiriyor. Bugün en çok bunu sosyal medya üzerinde görebiliyorsunuz. Sosyal medyada artık “linç kültürü” diye bir isim konulmuş bir olay var. Selam veriyorsunuz, “Ne demek selam?” Yazılacak olan adam var. İşler çok karıştı.
Hani sanatın işte böyle karanlık zamanlarda, zor zamanlarda birçok şeyi çözebileceğini söyleniyor. Siz gerçekten hayatı iyileştirebileceğini düşünüyor musunuz?
Aşırı derecede iyileştirici bir şey olduğu için muhtemelen şu an çok geri planda tutulmaya, özellikle baskılanmaya çalışılıyor. Çünkü hem sözel hem de müzikal olarak duygusu çok yüksek bir şeyle seyirciye bir şeyler aşılamanız çok mümkün. Bir fikri aşılamanız da çok mümkün. İyiliği bile zorbalayarak anlatmanız mümkün. Kaldı ki kötülüğü anlatmanız da mümkün.
Son geçtiğimiz 10-15 yıla baktığınızda, filmlerde eskiden hep iyilerin kazandığı karakterler vardı. Şimdi kötülerin kazandığı ama “Bu kötülüğü niye yapmış?” diye hak verdiğimiz kötüler oluşmaya başladı. Antikahramanlar eskiden zor karşılaştığımız bir şeydi. Şimdi herkes antikahraman. Bu sebeple sanırım biraz baskılanmaya çalışılıyor ki insanları uyandırmayasınız. Uyandırır bence sanat.
Ama siz de bir sözünü sakınmayan sanatçılardansınız.
Niye sakınayım canım? Ağız benim, söz benim.
Peki onun için endişe duyanlara ne söylemek istersiniz?
Haklılar. Biz de söylerken sonuçta endişe duyuyoruz ama ben içimde tutamıyorum. Gerçekçi. Aradaki fark bu. Kendimi baskılayamıyorum yani.
“Hedefim oyunu yurt dışında sahnelemek”
Son olarak oyunu ne zaman izleyebileceğiz?
Hayırlısıyla 6 Mart’ta prömiyerimizi yapacağız. 6-7 Mart, iki gün üst üste İstanbul’dayız. Ondan sonra şimdiden bile Anadolu turnemizin takvimleri oluşmaya başladı. Geçmişte oynadığım versiyonu o zaman da güçlü girmiştik. Şimdi onun beş katı daha güçlü bir şekilde yola çıktığımız için bu etki sanırım dalga dalga büyüyor. Şimdiden turne takvimimiz oluşuyor. Türkiye içindeki birçok şehrimize ulaşmaya çalışacağız.
Hayalim tabii ki yurt dışında, özellikle İngiltere’de Türkçe versiyonunu altyazılı oynayabilmek. Bu müziklerin hakkı olan bir rock müzikali oldu çünkü. Gerçekten sıkı bir rock müzikali oldu. Yeni dünyaya uygun yeni versiyonunu herkese seyrettirmek isterim.
“BİR HAYALİN SAHNEYE DÖNÜŞÜ”
Oyunun merkezinde yalnızca Jekyll ve Hyde yok; hikâyenin duygusal yükünü taşıyan Lucy karakteri de sahnede güçlü bir yer tutuyor. Lucy’ye hayat veren Pelin Akil ise müzikale ayrı bir heyecanla yaklaşıyor.
Provalar nasıl geçti? Siz oyuna sonradan dahil oldunuz, süreç nasıldı?
“Jekyll & Hyde”, dünyaca ünlü bir müzikal. İstanbul Üniversitesi’nde müzikal okurken en sevdiğim oyunlardan biriydi; partisyonlarını ve İngilizce şarkılarını ezbere biliyorum. Hep hayal ettiğim bir müzikale bugün kısmet oldu.
Benim karakterim Lucy ise güçlü bir görüntüsünün ardında kırılgan ve aşka, sevgiye, yeni bir hayata özlem duyan bir kadın. Hem Jekyll hem de Hyde ile ilişkilerini sahnede göreceğiz.
Provalar muazzam geçiyor; inanılmaz hızlı ilerliyor. Hazırlanmak için sadece 18 günüm vardı. En büyük avantajım müzikal geçmişim ve şarkıları İngilizce bilmem. Adaptasyonda zorlanmadım, Türkçe sözleri ezberlerken hâlâ biraz sıkıntı çekiyorum. Ekip harika; sahnede uyumlu ve yetenekli bir ansambl var. Hepsi beni kucakladı, “İyi ki geldim” dediler. Ben de bu projede ve Hayko Cepkin ile birlikte olduğum için çok şanslı hissediyorum.
Jekyll & Hyde müzikali yönetmeni Fatih Dokgöz ise “Her oyunun bir hikayesi var. Bu oyun farklı, keskin çizgiler yok, bu yüzden ilgimi çekti. Tanıdığım oyuncularla çalışmak büyük bir şans. İyi bir ekip bulduk ve iyi bir oyun çıkardığımıza inanıyoruz” dedi.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

