Site icon Serbest Görüş

Haseke’ye “İç Güvenlik” Konvoyu: Entegrasyon mu, tasfiye mi?”

Ahmet Kemal Genç


AHMET KEMAL GENÇ | YORUM

Şam İçişleri Bakanlığı’na bağlı iç güvenlik güçlerinin yaklaşık 20 araçlık konvoyu 29 Ocak’tan sonra Haseke’ye girdi ve yüzlerce personelle kentte konuşlanmaya başladı. Bu hamle, SDG ile Şam yönetimi–HTŞ hattında imzalanan ateşkes ve “entegrasyon” anlaşmasının sahaya indiğini, koordinasyon başlığının fiilen bir devlet yerleşmesine dönüştüğünü gösteriyor. Şam’a yakın kaynaklar bunun Haseke ile sınırlı kalmayacağını aktarıyor. İlk gün sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi ve “tek yapı, geri dönüş yok” mesajı, geçici düzenleme değil kalıcı merkezileşme ihtimalini güçlendiriyor.

İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlerin Haseke’ye yerleşmesi, “koordinasyon” başlığı altında meşrulaştırılıyor. Ancak sahadaki işaretler, bunun sınırlı bir güvenlik teması olmadığını gösteriyor.

Şam’a yakın kaynaklar, Haseke’nin yalnızca bir başlangıç olduğunu; Kamışlı ve Kobani’de de benzer konuşlanmaların planlandığını aktarıyor. Yaklaşık 20 araçtan oluşan konvoyda yüzlerce iç güvenlik personeli bulunuyor. Bu birliklerin başında, entegrasyon süreciyle birlikte Haseke İç Güvenlik Komutanlığı’na atanan Mervan el-Ali var. El-Ali’nin görevi, sadece güvenliği sağlamak değil; Cezire’deki mevcut yapıyı devlet düzenine uyarlamak.

Verilen mesajlar tanıdık: Hukuk, düzen, kamu mülkiyetinin korunması. Suriye’nin farklı dönemlerinde defalarca duyulmuş cümleler. Asıl mesele, bu söylemin kriz anlarında nasıl bir pratiğe dönüşeceği. Çünkü Suriye’de sorun, niyet beyanlarından çok, güç kullanma refleksidir.

Geçici koordinasyon mu, kalıcı yerleşme mi?

Entegrasyon sürecinin kilit sorusu hâlâ yanıtlanmış değil: Bu güçler geçici mi, kalıcı mı? SDG heyetinden Fevza Yusuf’un daha önceki, “Koordinasyon tamamlanınca çekilecekler” yönündeki açıklaması, bugün fiilen geçerliliğini yitirmiş görünüyor. Mervan el-Ali’nin son çıkışı oldukça net: “Tek bir yapı altında birleşeceğiz. Geri dönüş yok.”

Bu sözler, geçici bir düzenlemeden çok, kalıcı bir merkezileşmenin ilanı niteliğinde. Süreç başından beri “kademeli” ve “aşamalı” ifadeleriyle tarif ediliyor. Ancak bu aşamaların takvimi, sınırları ve denetimi konusunda belirsizlik sürüyor.

Belirsizliğin ilk yansıması ise güvenlik tedbirlerinde görüldü. Haseke’de entegrasyonun ilk gününde sokağa çıkma yasağı ilan edildi; Kamışlı için de benzer bir adım atılacağı açıklandı. Resmî gerekçe istikrar. Kürt kaynaklar ise bu yasağı, halkın sürece dair tepkilerini kontrol altına alma girişimi olarak okuyor. Şam yanlısı medya ise sevinç görüntüleri servis ediyor. Aynı coğrafyada iki ayrı gerçeklik anlatısı dolaşımda.

Askeri entegrasyon: Birleşme mi, eritme mi?

Tartışmanın kalbi askeri alanda atıyor. Savunma Bakanı Hamza el-Mustafa’nın çerçevesi net: Bireysel katılım, özel statü yok, özerklik yok. SDG unsurları doğrudan ordu komutasına bağlanacak.

Anlaşma maddeleri bu yaklaşımı teyit ediyor. Yeni bir askeri tümen kurulacak, SDG bu yapıya entegre edilecek. Kobani’deki güçler Halep’e bağlı bir tugay haline getirilecek. Bu model, iki yapının eşit biçimde birleşmesini değil; birinin diğerinin bünyesinde çözülmesini tarif ediyor. Silahlı tasfiye yok belki, ama kurumsal ve siyasal erime açık biçimde ilerliyor.

Bugün “Kürtler ne kazandı?” sorusu sorulduğunda, yanıtlar son derece sınırlı. Buna karşılık “Ne kaybedildi?” sorusu oldukça somut. Fırat’ın doğusunda bir dönem dile getirilen fiili özerklik iddiası, askeri kontrol ve enerji kaynakları üzerindeki söz hakkı hızla geride kalıyor. Sınırlar, havaalanları, petrol ve doğalgaz sahaları merkezî yönetime devrediliyor.

Bununla birlikte Rojava’nın 2012’den bu yana kurduğu dış ilişkiler ağı da kapanma riskiyle karşı karşıya. Diplomatik misyonlar, uluslararası kuruluşlar ve sivil aktörler artık Şam’ın iznine tabi olacak. Yazılı bir garantörlük yok. Sözlü teminatların ise Suriye’de ne kadar geçerli olduğu herkesin malumu. Kürtlerin dünyaya açılan penceresi daralıyor.

Yeni dönem, eski sorular

Suriye yeni bir evreye giriyor. Ancak bu evrenin Kürtler açısından ne anlama geleceği hâlâ belirsiz. Devlet içinde temsil, geçmişte de vardı. Bakanlar, generaller, bürokratlar oldu. Ama sorun hiçbir zaman temsille sınırlı değildi. Haklar, özgürlükler ve anayasal güvenceler hep eksik kaldı.

Bugün de aynı sorular masada: Entegrasyon, demokratik bir Suriye’nin kapısını mı aralayacak, yoksa merkezi otoritenin restore edilmiş bir versiyonunu mu güçlendirecek? Bu sorunun yanıtı, imzalanan metinlerde değil; sahadaki güç ilişkilerinde, toplumsal tepkilerde ve uluslararası dengelerde gizli.

Yeni bir sayfa açılıyor. Ama bu sayfaya ne yazılacağını henüz kimse bilmiyor…

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version