Site icon Serbest Görüş

Epstein dosyaları bize ne anlatıyor? (3): Kayıp kızlar ve küresel suskunluğun cürmü!

Epstein dosyaları bize ne anlatıyor? (3): Kayıp kızlar ve küresel suskunluğun cürmü!


Epstein dosyalarının en rahatsız edici boyutu, aslında doğrudan belgelerde yazanlar değil. Belgelerde yazmayanlar. Sorulmayan sorular. Derinlemesine araştırılmayan bağlantılar. Virginia Giuffre şanslıydı: Hayatta kaldı, kaçabildi, konuşabildi. Peki ya konuşamayanlar?

M. NEDİM HAZAR | YORUM

Önceki yazımızı “Neden şimdi? Neden Trump İran’a saldırmak istemediğinde?” sorusuyla bitirmiştik en kestirmeden cevabı verelim: Çünkü bu belgeler sadece bir “bilgilendirme” değil. Bir “hatırlatma” ve belki de bir “tehdit!”

Mesaj şu: “Bakın, elimizde neler var. Şimdiye kadar sadece bunları gösterdik. Eğer işbirliği yapmazsanız, sırada ne olduğunu siz düşünün.”

Epstein’ın görevi, kayıt altına almaktı. Şimdi bu kayıtların görevi ise dünya siyasetini şekillendirmek.

Jeffrey Epstein’ı bir “sapık milyarder” olarak tanımlamak, hikayenin en basit ve en yanlış tespittir. Evet, sapıktı. Ama bu sadece kişisel bir sapkınlık değil, profesyonel bir görevdi. Epstein, istihbarat dünyasının en eski ve en etkili silahlarından birini kullanan bir operatördü: Kompromisyon.

Epstein’ın resmi hikayesi şöyle: Matematik öğretmeni olarak başladı, sonra finans dünyasına girdi, hedge fund kurdu, milyarder oldu. Ama bu hikayede devasa boşluklar var.

Hangi hedge fund’u yönetti?

Bear Stearns’te çalıştığı biliniyor ama sonra kurduğu şirket olan J. Epstein & Co.’nun müşterileri kimdi?

Sadece bir isim biliniyor: Leslie Wexner, Victoria’s Secret’ın sahibi. Bir milyarderin tüm servetini tek bir müşteriye dayandırması mümkün mü?

Epstein’ın Manhattan’daki malikanesi, Karayipler’deki adası, Paris’teki dairesi, New Mexico’daki çiftliği vardı. Özel jeti vardı. Ama parası nereden geliyordu? Mali kayıtlarına bakıldığında bu sorunun tatmin edici cevabı yok. Çünkü Epstein’ın asıl işi finans değildi. Asıl işi, dünya elitini belirli ortamlara toplamak, onları kompromize edici durumlara sokmak ve kayıt altına almaktı. Bir nevi “insan istihbaratı toplama uzmanı” (HUMINT specialist) idi.

Ve bu iş için mükemmel bir kamuflajı vardı: Zengin, gizemli, bağlantılı bir iş adamı. Böyle biri kiminle görüşse, kimle yemek yese, kime jeti ile uçuş teklif etse şüphe çekmezdi. Zenginlerin dünyasında bu normaldir çünkü.

Hedef: Dünya liderleri ve ünlüler

Epstein’ın sosyal çevresi bir istihbarat operasyonunun hedef listesi gibi görünüyor:

Politik liderler: Bill Clinton (belgelerde 27 kez adı geçiyor), Donald Trump (90’larda yakın arkadaşlar, sonra yolları ayrıldığı iddia ediliyor), Prens Andrew (Virginia Giuffre’nin en detaylı iddiaları ona karşı).

Akademisyenler ve bilim insanları: MIT, Harvard gibi prestijli üniversitelerden isimler. Epstein, bilim projelerine bağış yapıyordu. Neden? Çünkü bu ona “saygın” bir kimlik kazandırıyordu ve akademik çevrelere erişim sağlıyordu. Aynı zamanda yapay zeka, genetik gibi hassas alanlardaki gelişmeleri de takip edebiliyordu.

İş dünyası devleri: Teknoloji, finans, eğlence sektöründen sayısız isim.

Sanatçılar ve ünlüler: Model ajansları, Hollywood bağlantıları. Epstein’ın Ghislaine Maxwell ile birlikte model ajansları üzerinden genç kızları nasıl “keşfettiği” dosyalarda detaylı anlatılıyor.

Bu kadar geniş bir yelpazeyi kucaklamak, sadece kişisel bir sapkınlık için mantıklı değil. Bu, stratejik bir hedef seçimi. Her sektörden, her ülkeden, her güç merkezinden biri. Sanki bir küresel kontrol şeması çiziyorsunuz ve her kritik noktaya bir “iğne” batırıyorsunuz.

Metodoloji

Epstein’ın çalışma yöntemi (modus operand) şuydu:

Davet: Hedef, prestijli bir ortama davet edilir. Bir adada tatil, bir malikanede akşam yemeği, özel jetle seyahat. Ortalık zengin, ünlü, “kaliteli” insanlarla dolu. Hedef rahatlar.

Tanıştırma: Genç, güzel kızlar ortama dahil edilir. “Model”, “masöz”, “asistan” gibi masum başlıklar altında. İlişkiler gelişir.

Kompromisyon: Reşit olmayan ya da yasal olmayan durumlar oluşturulur. Hedef farkında olmadan (ya da umursamadan) yasadışı bir duruma girer.

Kayıt: Her şey kamera altında. Epstein’ın evlerinde ve adasında yaygın bir kamera sistemi olduğu iddia ediliyor. Bazı tanıklar, açıkça görünen kameraları hatırlarken, bazıları gizli kameraların varlığından bahsediyor.

Arşivleme: Bu kayıtlar düzenli bir şekilde arşivleniyor. Kim, ne zaman, kiminle, ne yaptı. Hepsi kataloglanmış.

Kontrol: Artık hedef kontrol altında. Belki doğrudan şantaj yapılmıyor. Ama “biliyor olma” hali bile yeterli bir tehdit. Hedef, kritik konularda “doğru” kararı vermek zorunda hissediyor kendini.

Bu metod, istihbarat literatüründe “kompromat operasyonu” olarak biliniyor. KGB Sovyetler döneminde bunu sıkça kullanırdı. MOSSAD da uzmanı. CIA da. Epstein, bu yöntemi endüstriyel ölçeğe taşıdı.

İsrail ‘devlet terörüne’ Sessiz kalma

Şimdi şu soruyu soralım: Neden dünya liderleri İsrail’in Filistin’de yaptıklarına sessiz kalıyor? Neden “iki devletli çözüm” diyorlar ama hiçbir somut adım atmıyorlar? Neden İsrail sivilleri bombaladığında, çocukları öldürdüğünde, uluslararası hukuku çiğnediğinde “endişeliyiz” demekle yetiniyorlar?

Birçok cevap verilebilir bu soruya: ABD’nin desteği, silah sanayii lobisi, Yahudi diasporasının ekonomik gücü, medya kontrolü… Hepsi doğru. Ama bir de şu var: Kompromisyon.

Epstein dosyaları bize şunu anlatıyor: Dünya liderlerinin önemli bir kısmı, “temiz” değil. Ellerinde tutacakları var. Ve bu tutacakları elinde tutan da İsrail istihbaratı MOSSAD ve ortağı CIA.

Düşünün: Bir Avrupa ülkesinin lideri, İsrail’in yaptıklarını kınamak istiyor. Ama hatırlıyor: 15 yıl önce, Epstein’ın adasında geçirdiği o hafta sonu. O fotoğraflar. O görüntüler. Ve bir telefon geliyor. Yahudi lobisinden biri, ya da bir istihbarat irtibatı. Doğrudan şantaj yok. Sadece bir “hatırlatma”: “Şu eski dosyalar var, biliyorsunuz değil mi?”

Ve lider, konuşmasını yumuşatıyor. “Kaygılıyız ama İsrail’in güvenlik endişelerini de anlıyoruz.” diyor.

Bu, İsrail’in devlet terörünü yıllardır sürdürebilmesinin bir nedeni. Sadece askeri güç, sadece ABD desteği değil. Aynı zamanda kompromisyon ağı. Dünya liderlerinin “gönülsüz” suskunluğu, belki de o kadar gönülsüz değil. Belki mecburi bir suskunluk.

Ve Epstein dosyaları, bu mecburi suskunluğun varlığını bize gösteriyor. Doğrudan değil ama satır aralarında. Hangi isimlerin nasıl sessiz kaldığına, hangi liderlerin Filistin konusunda nasıl “dönüş” yaptığına bakın. Sonra o liderlerin isimlerinin Epstein dosyalarında geçip geçmediğine bakın. Bir korelasyon göreceksiniz.

Tabii bu kesin bir delil değil. Ama istihbarat dünyası kesin kanıtlarla çalışmaz. İma, tehdit, “bilme hali” ile çalışır. Ve Epstein’ın hayatı boyunca yaptığı, tam da bu imalar sistemini kurmaktı.

Şimdi o sistem, onun ölümünden sonra da işliyor. Belki daha etkili bir şekilde. Çünkü Epstein hayattayken belgeleri sızdırma riski vardı. Ölü bir Epstein ise, mükemmel bir arşiv sorumlusudur. Konuşamaz, pazarlık yapamaz. Sadece dosyaları orada durur. Ve ne zaman gerekirse, hangi politik amaç için gerekirse, o dosyalardan bir kısmı yayınlanır.

Tıpkı şimdi olduğu gibi.

Kayıp kız çocukları!

Epstein dosyalarının en rahatsız edici boyutu, aslında doğrudan belgelerde yazanlar değil. Belgelerde yazmayanlar. Sorulmayan sorular. Derinlemesine araştırılmayan bağlantılar. Ve en önemlisi: Kayıp çocuklar konusundaki küresel suskunluk.

Her yıl dünya genelinde yüzbinlerce çocuk kaybolur. Sadece ABD’de yılda 460 bin civarında kayıp çocuk vakası bildiriliyor. Avrupa’da rakam yüzbinleri buluyor. Türkiye’de, Hindistan’da, Brezilya’da… Her ülkenin kendi istatistiği var.

Bu kayıp çocukların büyük çoğunluğu bulunuyor. Kaçak vakası, aile içi anlaşmazlık, kısa süreli kaybolma… Ama bir kısmı hiç bulunmuyor. Ve bu “hiç bulunmayan” kısmın önemli bir bölümü, 12-17 yaş arası kız çocukları.

Epstein dosyalarında ortaya çıkan model şu: Genç kızlar, çoğu zaman “model ajansları”, “iş fırsatları”, “eğitim bursları” gibi vaatlerle toplanıyor. Ailelerinden, sosyal çevrelerinden koparılıyor. Bir süre sonra izleri kayboluyor. Kimse sormuyor, kimse araştırmıyor.

Virginia Giuffre şanslıydı. Hayatta kaldı, kaçabildi, konuşabildi. Ama ya konuşamayanlar? Ya hiç bulunamayanlar? Epstein’ın adasına giden ama geri dönmeyen kızlar var mı? FBI, Epstein’ın evlerinden topladığı binlerce fotoğrafın içindeki kızların hepsini buldu mu? Hepsinin ailesiyle temasa geçti mi?

Bu sorular, dosyalarda yok. Sorulmamış bile.

Şimdi daha rahatsız edici bir gerçek: Kayıp çocuk vakaları konusunda neredeyse tüm dünya ülkelerinde politik bir suskunluk var.

Sağcı hükümetler sessiz, solcu hükümetler sessiz. Batılı demokrasiler sessiz, Doğulu otokratlar sessiz. Hristiyan ülkeler sessiz, Müslüman ülkeler sessiz. Zengin ülkeler sessiz, fakir ülkeler sessiz.

Bu kadar geniş bir yelpazede, bu kadar farklı ideolojik çizgide, bu kadar farklı kültürde ortak bir suskunluk nasıl oluşur?

Cevap basit ama korkunç: Çünkü bu ağ, tüm bu ülkelerin elitlerini kapsıyor. Her ülkenin, her sistemin, her ideolojinin içinde bu ağın bir parçası olan isimler var. Ve bu isimler, konunun derinlemesine araştırılmasını engelliyorlar.

Düşünün: Bir ülkede kayıp çocuklar konusunda ciddi bir soruşturma başlatılıyor. İpler sürülmeye başlanıyor. Bir model ajansına ulaşılıyor. O ajansın sahibinin bağlantıları araştırılıyor. Ajansın müşterileri kimler? Hangi ülkelere kız gönderilmiş? Hangi zengin, hangi politikacı, hangi ünlü bu kızlarla “tanışmış”?

Ve işte o noktada, soruşturma duruyor. Bütçe kesilir, soruşturmacılar görevden alınır, dosya “yetersiz delil” ile kapatılır. Ya da soruşturmayı yürüten savcı/polis “skandala” karışır, istifa etmek zorunda kalır. Ya da doğrudan “tehdit” alır.

Tüm bunlar, bir ülkede değil, dünya genelinde oluyor. Sistemik bir koruma mekanizması var. Ve Epstein dosyaları, bu mekanizmanın nasıl işlediğine dair ipuçları veriyor.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version