Yönetmen-senarist Petra Volpe, dramatik sosyal gerilimi Gece Vardiyası’nda İsviçre’de yetersiz personele sahip bir hastanede çalışan özverili, hümanist, çalışkan hemşire Floria’nın olağanüstü öyküsünü anlatır. Ekonomik zorlukların bakım kalitesini düşürdüğü sağlık politikalarının sonuçlarını, personel ve kaynak yetersizliklerinin hastaların, hemşirelerin sağlığını ne denli tehlikeye attığını da vurgular.
Sürekli iş yükü altında ezilen vicdanlı Floria yüksek performanslı bir atlet gibi çalışır, öfkeli hastalar, yaslı aileler arasında koşturur, hemşirelik dışında yönetici, psikolog, danışman, santral görevlerini de üstlenir. Volpe, hemşire Madeline Calvelage’ın “Mesleğimiz Sorun Değil, Koşullar Sorun” adlı biyografik kitabından uyarladığı gerilimin merkezine Floria’yı yerleştirip vardiyasını onun bakış açısıyla izleyiciye aktarır, kendimizi Floria’nın yerine koymamızı amaçlar. Saatler ilerledikçe istekler artmaya başlar ama en kötü koşullarda bile Floria parlak bir umut ışığını simgeler.
EMPATİNİN BEDELİ
Daha önce Beyaz Kurdele, Crown, Öğretmenler Odası filmlerinde izlediğimiz Leonie Benesch, Floria rolünde şefkat, tükenmişlik, vicdan azabı, zorlu gündelik yaşam arasında gidip gelen performansıyla çok başarılıdır. Görüntü yönetmeni Judith Kaufmann el kamerasıyla çektiği Floria’nın her hareketini, bakışını yakalayarak gerilim duygusunu güçlendirir, izleyiciye de geçirir. Steadicam kamerayla çekilmiş kesintisiz uzun planlar belgesele yakın bir anlatımı içerir. Hızlı tempo ve kurgu, incelikli müzik (Emilie Levienaise-Farrouch) hastanenin günlük rutinini gergin bir atmosfere dönüştürür.
Setteki 25 yıllık yoğun bakım hemşiresi tüm ekibe yardımcı oldu. Somut gerçekliği irdeleyen film gittikçe insanlıktan uzaklaşan sağlık sistemini eleştirerek sağlık çalışanlarına saygıda bulunur. Floria’nın vardiya başında giydiği yeni spor ayakkabıları mesaisi sona erdiğinde kirlenirler, bu da güçlü bir metafordur. Rahatlama, çözülme anlarında hemşireler kara mizahları sayesinde zorlukların üstesinden gelirler.
Empatinin kutlanmadığı bir zamanda yaşıyoruz, bizleri insan yapanın empati kurma yeteneği olduğunu sürekli hatırlamalıyız. Yozlaşmış sistemlerde empatinin bedelini hep sağlık çalışanları öderler, istismar edilirler. Dünya Sağlık Örgütü, 2030’a dek İsviçre’de 30 bin hemşire açığı olacağını, eğitimli hemşirelerin yüzde 36’sının dört yıl içinde mesleği bıraktıklarını, dünyada küresel hemşire krizi yaşanacağını, 2030 yılına kadar 13 milyon hemşire açığı olacağını öngörüyor.
TEK KİŞİLİK TERAPİ
Oyuncu-yönetmen-senarist-yapımcı Bradley Cooper, Bir Yıldız Doğuyor, Maestro filmleriyle müzik sanatına yöneldi, Sesim Geliyor mu? ile tek kişilik komediyi, stand-up gösteri sanatını seçti. Gerçek bir olaydan, eski İngiliz futbolcu John Bishop’un yaşamından esinlenen Cooper, evlilik, ebeveynlik, aile, kimlik arayışı, özveri, mutluluk, aşk, ikinci şans, düş kırıklığını dram, komedi, İngiliz tarzı mizahı katarak betimler.
Yirmi yıllık evliliğin ardından finans sektöründe çalışan Alex ile eski yıldız voleybolcu Tess artık neden birlikte olduklarını sorgularlar. Orta yaş krizine giren Alex tek kişilik doğaçlama şov yapmaya başlar, Tess ailesi için yaptığı fedakârlıkları düşünür. Alex’e stand-up terapi gibi gelir, korkularıyla yüzleşir. Başta Laura Dern, Will Arnett olmak üzere tüm oyuncular Bradley Cooper, Andra Day, Christine Ebersole, Ciaran Hinds çok başarılıdırlar.
Matthew Libatique’in serbest kamera kullanımı, yakın planları filme doğallık katar. Ailelerin hızla parçalandığı, iletişimsizliğin, bencilliğin arttığı çağımıza Bradley Cooper’ın mesajı sevgi ve empatidir.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

