İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, ‘süreç’ üzerinden iktidar ve küçük ortağı MHP’yi hedef aldı. “Eğer suskunluğunuz devam ederse, Bizim bundan çıkaracağımız sonuç, sizin artık PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmediğiniz olacaktır. Böyleyse, çıkın bu millete açıklayın. Susarak, saklanarak, kuklalarınızı konuşturarak politika yapmayın.” diyen Dervişoğlu, ardından şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin geleceğini yeni bir anayasa ile bir aileye ipotek etmek isteyen üç partinin telaşını izliyoruz aslında. Ve bu telaşın bataklığına saplanan diğerlerinin… Küçük ortağın hesabı, kamu kaynaklarından ne kadar pay alacağı. Projenin büyük ortağı ise ne olursa olsun bir devridaim peşinde…”
Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu’nun açıklamalarından bazı bölümler şöyle:
- Münih konferansı ilginç bir şekilde SDG’nin, yani Suriye PKK’sının adeta bir gövde gösterisine dönüştü. Burada, ABD Dışişleri Bakanı Mark Rubio ile Suriye Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani bir görüşme gerçekleştirmiştir. Bizim açımızdan ilginç olansa Suriye heyetinin içinde Türkiye tarafından kırmızı bültenle aranan, SDG elebaşları Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in de bulunmasıdır.
- Şu soruları haklı olarak Dışişleri Bakanımıza ve MİT Başkanımıza sormamız gerekir: Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Kurulu tarafından terör örgütünün uzantısı olarak tanımlanan ve geçtiğimiz günlerde Hakan Fidan tarafından, PKK’nın emir-komuta zincirine bağlı oldukları açıklanan bu isimlerin, devlet temsili içerisinde yer alması bir sorun değil midir? Bu çelişki, dikkate alınmayacak kadar önemsiz midir? SDG, Suriye’de anayasal bir pozisyona mı kavuşmuştur?
- Abdi ve Ahmed Suriye hükûmeti içinde resmi bir görev mi üstlenmiştir? Her fırsatta yakın bir ilişkimiz olduğunu vurguladığınız Şara hükûmeti ve Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani, Münih’e SDG ile birlikte gitme kararını alırken Ankara’ya danışmış ve Ankara’yı bilgilendirmiş midir?
- Sorun sadece SDG’nin Münih’te boy göstermesi değildir. Sorun, Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikada öngörü yeteneğini kaybetmesidir. Beklentimiz, hariciyemizin ve iktidarın ortaya çıkan bu absürd duruma tepki göstermesi ve hâlâ kanunlarımıza ve kurumlarımıza göre terörist olarak adlandırılan isimlerin komşu ülkelerin diplomatik delegasyonlarına girmesinin önüne geçilmelidir. Eğer suskunluğunuz devam ederse, bizim bundan çıkaracağımız sonuç, sizin artık PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmediğiniz olacaktır. Böyleyse, çıkın bu millete açıklayın. Susarak, saklanarak, kuklalarınızı konuşturarak politika yapmayın.
- Devletle terörü eşitleyebilen bir iktidar varsa toplumdan ne beklenir? Ne umulur? Bu vesileyle, malum zevatın Öcalan sevgisinin, 1,5 senedir gözümüzün önündeki orta oyununun ve bu ülke için toprağa düşen şehitlerimizin kanının, pazara çıkarılmasının sebebi gün yüzüne çıkıyor.
- Bu mesele ne sadece demokrasi meselesi ne de ulusal güvenlik meselesidir. Bu bir iktidar mühendisliğidir. Türkiye’nin geleceğini yeni bir anayasa ile bir aileye ipotek etmek isteyen üç partinin telaşını izliyoruz aslında. Ve bu telaşın bataklığına saplanan diğerlerinin… Küçük ortağın hesabı, kamu kaynaklarından ne kadar pay alacağı. Projenin büyük ortağı ise ne olursa olsun bir devridaim peşinde…
- Muhalefeti etkisizleştirerek, rekabeti ortadan kaldırarak, sahte bir zafer yaratmak istiyorlar. Alacağınız iki ihale için, bir kantin-otopark anlaşması için, bir bürokrat ataması için harcamaya çalıştığınız şey bu ülkenin anayasasıdır, kurumlarıdır, cumhuriyetidir.
- Evet Türkiye tehlikededir ama sadece fakirleştiği için değil; fakirliğin kader olduğuna inandırıldığı için tehlikededir. Türkiye bugün yalnızlaştığı için değil; yalnızlık strateji diye sunulduğu için tehlikededir. Türkiye bugün tartıştığı için değil; tartışılmazlarını, pazarlık konusu yaptığı için tehlikededir. Türkiye bugün kanunlar yazılmadığı için değil, uygulanmadığı için tehlikededir.
ÖNCEKİ YAZIOrhan Pamuk: Marifet Trump’ı eleştirmek değil, Sayın Erdoğan’ı sıkıysa eleştirmek
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

