Site icon Serbest Görüş

Bahçeli’nin dolmayan küpü!

Necip F. Bahadır


NECİP F. BAHADIR | YORUM

Yine Devlet Bahçeli… Yine iki Ahmet… Yine makama iade… Tekrar tekrar aynı konuyu yazmaktan keyif aldığımı sanmayın… Ama ‘neylersin’ gündem bu! Nasıl görmezden gelebilirim? Pek umutlu değilim ama bakarsın bu kez Bahçeli ‘sözünün eri’ olmaya kalkışıverir.

Türk siyaseti her zaman bünyesinde ‘büyük sürprizler’ barındırır. Üstelik hiç ummadın yerden patlar. A. Camus demiyor mu; “Hayatta ne öğrendiysem futboldan öğrendim… Top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi.”

Siyaset, hayat, futbol birbirinden ayrılabilir mi?

Kasımpaşalı futbolcu topu Fenerbahçe’nin beklediği köşeden vursaydı, iki dakika önce bayram yerine dönen Kadıköy bir anda mateme bürünür müydü? Siyaset, futbol ve hayat sürprizler oyunu…

Rahmetli Süleyman Demirel boşuna mı, “Türk siyasetinde 24 saat uzun bir süredir!” dedi? AKP’nin bitmeyen, sonu gelmeyen ve bugüne değin uzanan hikayesini görseydi, aynı cümleyi kurar mıydı? Yoksa Türk siyasetine yeni bir vecize mi kazandırırdı? Hayır, AKP’nin devri iktidarında yaşanan siyaset falan değil. Ülke nicedir ‘siyasetsiz yılları’ yaşıyor.

Tamam, “İstanbul Bizans, Ankara kahpe Bizans…” bunu anladık… Ve fakat çok bilinmeyenli denkleme dönen ayak oyunlarının bir sonu gelmeyecek mi? Gecenin bu kadar uzun süre nerede kararıp kaldığı görülmüş? Şeb-i Leyla’nın sonu gelmeyecek mi? Kartaca ne zaman yıkılacak? Kartaca ayaktayken Roma’nın iflah olması mümkün mü?

Hiç de zor değil Karaca’nın yerle yeksan olması? Devrini ve ömrünü tamamladı. Üflesen gidecek! Çürüdü ve kurtlandı. Kaderin avansındaki hikmeti gel de çöz çözebilirsen!

Dünya Sultan Süleyman’a kalmadı? Sultan Erdoğan’a mı kalacak? Bugüne kadar hangi iktidarın sonu gelmemiş? Hangi muktedir siyaset oyunlarının altında kalmamış? Zulmüyle yüzleşmeyen zorba var mı?

Kaderin ve tarihin akışında ‘mühlet var ama ihmal yok’. Her şey vaktini bekler. Günü geldiğinde Firavun suda boğulur, Nemrut bir sineği mağlup olur. Onun için umutsuz anlamsız. Enseyi karartmak yok. Hele şu Ramazan’ın manevi ikliminde… Ekmeksiz yaşanır, umutsuz yaşanmaz.

Ahmet Özer, tahliye olduktan sonra Bahçeli’yi ziyaret etmişti.

‘Bahçeli diyorduk’, ‘siyasetsiz yıllar’ diyorduk… Biz yine kader ve tarihin cilvesi ve hikmeti karşısında siyasetin doğasını da dikkate alarak günün manşetini yorumlamaya çalışalım. Sonuçta bir köşe yazarı kahin ve sihirbaz değil, sebepleri bakar olup biteni anlamaya ve anlatmaya çalışır. Bazı okuyucuların yazarına farklı anlamlar yüklediğinin farkındayım. Gündemi kovalayan güncelden yakasını kurtaramayan bir gazeteci – yazarım ben.

Necip Fazıl gibi üzerime tam oturan bu elbiseyi çıkaracak değilim. Nasıl söylemişti Üstad; “Ben ne şairim, ne fıkra muharriri / Sadece beyni zonk zonk sızlayanlardan biri / Bakmayın tozduğuma meşhur Babıali’de! / Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide / Fikrin ne fahişesi oldum ne zamparası / Bir vicdanın bilemem, kaçtır hava parası?…”

Üstad kadar olmasa da benim beyin konforum da yerinde değil. Gece yatağa girerken ertesi günün doğuracağı yazıyla meşgul. Bölük pörçük uyku…

O günlerde bilemediğin ‘vicdanın hava parası’ o kadar ucuzladı ki… Görsen ‘Bu muydu benim yıllarca uyandırmaya çalıştığım Anadolu insanı?’ derdin. İki paket makarna, 100 gram kahveye vicdanlar pazara çıktı. Cüzdan vicdanı ezdi geçti. Ortalık değil fikrin, siyasetin fahişesi ve zamparasından geçilmiyor.

Yine yazı nerelere kaydı. Emin olun klavyenin başına otururken Necip Fazıl’dan alıntı falan aklımda yoktu. Yazının akışından doğdu.

Dönelim mevzuya… Aslında başka bir konuyla meşguldüm. Bahçeli ne yaptı etti, kendisini kabul ettirdi. Zoraki konuk gibi… Geldi oturdu, baş köşeye… Ağırlamaktan başka seçenek bırakmadı bana. Söylediği yeni değil. Üç hafta önce de dile getirdi. O zaman da bana yazı konusunu değiştirtmişti. Ama tekrarlaması önemli… Israrını sürdürmesi gözardı edilemez. Sesini biraz daha yükseltmesi duymazdan gelinemez.

Cümlesi şu: “İki Ahmet’in makama oturması sağlanmalıdır.”

Bu sözün adresi kim veya neresi? Sen, ben değil herhalde… “Kızım sana söylüyorum…” makamında da değil. Kızın anlayacağı yok. Kaç kez kafasına vura vura söyledin… Sonuç ortada? Sana kulak verdiği yok.

Bilmem ‘iki Ahmet’in kim olduğunu hatırlatmaya gerek var mı? Ahmet Türk ve Ahmet Özer… Bir DEM’den diğeri CHP’den belediye başkanı seçildi. AKP iktidarı her ikisini de görevden aldı ve yerlerine ‘kayyım’ atadı. Ahmet Özer hapisten yeni çıktı. Ahmet Türk sağlık sorunlarıyla boğuşuyor. Biraz toparladı. Her ikisi de mutedil, sağduyulu isimler olarak bilindi. Bahçeli’nin özellikle Ahmet Türk’le derin dostluğu söz konusu… ‘Ağam’ diye hitap eder. Hukukunu her yerde savunur. Ahmet Özer’le de dostluğu gelişti. Bahçeli kendi partililerine göstermediği ilgi ve alakayı Ahmetler’e gösterdi. Tabii bir de ‘kurucu önder’ dediği Öcalan’a…

Ahmet Türk de, Ahmet Özer de koltuklarına geri dönmeli… Siyasetin de,  hukukun da, adaletin de, demokrasinin de gereği bu… Arkasında her türlü devlet desteğini almasına rağmen zor şartlarda sandıktan çıkmayı başarmış iki başkan. Demokrasilerde son sözü halk söyler. Halkın iradesinin üstünde söz yoktur. Erdoğan bu cümleleri kaç kez tekrar etti. Demokrasi kendisi ve partisi söz konusu olduğunda kıymetli, muhalefete gelince kolaylıkla göz ardı edilebilir.

Sonuçta demokrasi dediğin bir ‘tramvay…’ Menzile ulaşınca iniverirsin… Erdoğan’ın yaptığı bu. Demokrasi tramvayından indi. Özgürlüklerin, milli iradenin canına okudu. İki Ahmet bunun en iyi örneklerinden… Kayyım politikasının sonunun geleceğini de ilan etmişti. Bu da sözde kaldı, demokrasi, halkın iradesi ve temsili gibi…

‘İki Ahmet makamlarına oturmalı…’ Her geçen gün demokrasiden bir parça götürüyor. Ahmetler’i makamına döndürecek tek irade Erdoğan… Peki neyi bekliyor? Ne kadar daha zaman geçmesi gerekiyor?

Erdoğan’dan başka bilen yok. Ne bakanlar ne parti yöneticileri ve sözcüleri… Erdoğan’ın gönlü olacak, eşref saati gelecek de, “Tamam koltuklarına iade edilsin!” diyecek…

Bu mudur demokrasi? Bu mudur halkın iradesine saygı? AKP’ye verilen halkın oyu ‘kutsal’ da başka partilere verilen oy ‘kutsal’ değil mi? Normal bir ülkede iki Ahmet meselesi bir iktidarı yıpratmaya ve çökertmeye yeter. Ama Türkiye olağanüstülükler ve tuhaflıklar ülkesi…

Bahçeli’nin ısrarı doğru ve isabetli…

Ve fakat siyaset ‘sözle’ yapılmaz, eylem de ister. Ortağına söz dinletemiyorsan orada ortaklık diye birşey kalmaz. Çok mu zor, bir dosyayla Erdoğan’ın kapısını çalmak. Ahmetler makamına iade edilmeden görüşmeyi sonlandırmamak?

MHP desteğini çektiği gün AKP iktidarı sona erer. Erdoğan da bir ‘topal ördek…’ MHP değneğiyle ayakta durabiliyor.

Bahçeli gücünün farkında değil mi? O cümleyi kamuoyuna değil, kızına hiç değil doğrudan ortağına söyle… ‘Eyy Erdoğan’ diye doğrudan onun anlayacağı dilden konuş… Madem ki bu mesele senin için çok önemli ve tekrar edip durmaktasın, “Ahmetler yoksa biz de yokuz…” de…

Lafla peynir gemisinin yürümeyeceğini duymadın mı? Nafile kürek çekip durma… Nefesine yazık, sesine yazık, söze yazık…

Marifet ‘Ahmetler ya makama, ya da seçime!’ diyebilmekte… Yoksa havanda su dövmenin ne MHP’ye ne ülkeye bir yararı var.

Tamam, anlıyorum, bir şeyler birikiyor. O gün de gelecek. Bugüne kadar ne çok şey biriktirdin…

Küp hala dolmadı mı? Bu kadar birikinti veya sirke küpe zarar değil mi?

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version