Site icon Serbest Görüş

Aynı skandal, üç farklı tepki

Aynı skandal, üç farklı tepki


Epstein dosyaları Avrupa’da hükümetleri sarsarken, ABD’de kutuplaşma yüzünden “ulusal şok”a dönüşmedi; Türkiye’de ise birkaç hafta konuşulup gündemden düştü. Aynı skandalın farklı sonuç üretmesinde kurumsal denetim, medya ekosistemi ve devletin toplumdaki meşruiyet eşiği belirleyici oluyor. Avrupa’da hesap sorulabilirlik refleksi krizi büyütürken, ABD’de skandal “kampanya malzemesi”ne, Türkiye’de ise “kişisel saldırı” algısına sıkışıyor.

ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM 

Jeffrey Epstein dosyalarından sızan belgeler Avrupa’da hükümetleri sarsarken, ABD’de neredeyse yaprak kıpırdamadı. Oysa ki iddialar ağır, bağlantılar karanlıktı; küresel elitler, siyasetçiler, iş insanları… Türkiye’de ise iddialar birkaç hafta konuşulup gündemden düştü.

Peki ama aynı türden skandal neden üç farklı siyasi sonuç doğurdu? Bu soruya siyaset bilimciler ve medya analistleri üç ana başlıkta cevap veriyor: Kurumsal yapı, medya ekosistemi ve siyasal kültür.

Skandalın Siyasallaşma Biçimi

ABD’de büyük krizler hızla partizan filtreye takılıyor. Skandal, “ahlaki bir sorun” olmaktan çok “kime yarıyor” sorusuna indirgeniyor. Epstein dosyaları da kısa sürede iki ayrı anlatıya bölündü: Bir kesim dosyayı Demokrat elitlere karşı kullandı, diğer kesim Cumhuriyetçi çevrelere odaklandı. Ortak bir ulusal şok duygusu oluşmadı.

Derin kutuplaşma, skandalların sistem krizine dönüşmesini engelliyor. Her bilgi ideolojik süzgeçten geçirilerek tüketiliyor. Skandal, rejim tartışmasına değil, kampanya malzemesine dönüşüyor.

Avrupa’da ise elit skandalları çoğu zaman “ahlaki zafiyet” değil, “devlet krizi” olarak algılanıyor.  Parlamentolar devreye girdi, kamu yayıncılığı konuyu merkez gündeme taşıdı ve siyasi sonuç üretildi. Avrupa’da devlet, hesap vermesi gereken kurumsal bir yapı olarak görülüyor. Elitlerin karıştığı bir suç ağı doğrudan devletin meşruiyetini zedeliyor.

Parçalanmış Medya, Dağılan Gündem

ABD’de medya ekosistemi aşırı derecede parçalı ve ideolojik. Ülke büyük ve yerel medya daha güçlü. Sağ medya kendi anlatısını, sol medya kendi karşı anlatısını üretiyor. Ortak gündem oluşturma kapasitesi sınırlı. Skandalın ömrü çoğu zaman sosyal medyada trend olduğu süreyle ölçülüyor. Avrupa’nın birçok ülkesinde ise güçlü kamu yayıncılığı ve daha merkezi gündem belirleme kapasitesi var. BBC, ARD ya da France Télévisions gibi kurumlar kriz anlarında ulusal çapta ortak bir tartışma zemini üretebiliyor. Bu da “şok etkisini” büyütüyor, siyasi baskıyı artırıyor.

Kurumsal Güven ve Meşruiyet Eşiği

Avrupa’da özellikle küçük ve orta ölçekli ülkelerde devlet ile toplum arasındaki mesafe daha dar. Devlet daha “yakın” ve daha hesap verebilir algılanıyor. Bu nedenle elit bir skandal, doğrudan meşruiyet krizine dönüşebiliyor. ABD’de ise federal yapı, güçlü eyalet sistemi ve devasa bürokrasi nedeniyle sistem çok katmanlı ve dağınık. Skandallar “rejim çöküyor” hissi üretmiyor. Amerikalı birçok yorumcuya göre seçmen, elit yozlaşmasını artık istisna değil, sistemin bir parçası olarak görüyor.

Buna bir de “skandal yorgunluğu” eklendi. Son on yılda ABD siyaseti azil süreçlerinden 6 Ocak baskınına kadar aralıksız kriz üretti. Eşik yükseldi. Yeni bir dosya şaşkınlık yaratmıyor. Ancak kritik fark şu: Siyasi deprem yaşanmasa da denge-denetim mekanizmaları işlemeye devam ediyor. Kriz absorbe ediliyor.

İngiltere Kralı III. Charles’ın kardeşi Prens Andrew, adı yeniden Jeffrey Epstein skandalıyla anılmaya başlayınca “York Dükü” unvanı ve diğer kraliyet onurlarından vazgeçtiğini açıkladı. Hakkında açılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve sorgulanan Andrew, daha sonra serbest bırakılmıştı.

Yargı ve Siyaset İlişkisi

ABD’de federal soruşturmalar uzun, teknik ve yargı merkezli ilerliyor. Epstein dosyaları büyük ölçüde yargı arşivlerine, sivil davalara ve kapalı süreçlere sıkıştı. Avrupa’da ise parlamenter soruşturmalar daha görünür ve daha hızlı siyasi sonuç üretebiliyor.

Ayrıca güç hiyerarşisi de önemli. ABD küresel sistemin merkezinde. Devlet kapasitesi ve ekonomik büyüklük şoku emebiliyor. Avrupa ülkeleri ise koalisyon hükümetleri, ekonomik kırılganlıklar ve uluslararası itibar hassasiyeti nedeniyle daha hızlı siyasi sarsıntı yaşayabiliyor.

Türkiye Neden Farklı?

Türkiye’de de son yıllarda mafya–siyaset ilişkileri, uluslararası para akışları ve güvenlik bürokrasisine uzanan iddialar gündeme geldi. Ancak çok azı siyasi sonuç doğurdu. İlk neden kutuplaşma. Skandallar hızla taraflara ayrılıyor. Bir kesim için ağır suç olan iddia, diğer kesim için “dış operasyon” olarak görülüyor. Ortak bir ahlaki zemin oluşmuyor.

İkinci neden kurumsal zayıflık. ABD’de siyasi kriz yaşanmasa bile bağımsız yargı ve federal denge mekanizmaları çalışıyor. Türkiye’de parlamenter denetim sınırlı, yargı bağımsızlığı tartışmalı, medya yapısı büyük ölçüde kontrol altında. Bu ortamda skandalın siyasal hesaplaşmaya dönüşme ihtimali azalıyor.

Üçüncü ve en belirleyici fark ise devlet algısı. Avrupa’da devlet ile lider ayrıdır. ABD’de sistem liderden güçlüdür. Türkiye’de ise devlet büyük ölçüde liderle özdeşleşmiş durumda. Bu özdeşleşme, skandalın devlete değil “kişisel saldırı”ya dönüştüğü bir psikoloji üretiyor. Tartışma sistem düzeyine çıkmıyor.

Siyaset bilimi literatüründe “neo-patrimonyal” kavramı, modern kurumların görünürde var olduğu ancak karar süreçlerinin kişisel ağlar üzerinden yürüdüğü sistemleri tanımlar. Türkiye bu modele kısmen yaklaşıyor. ABD kurumsal olarak bundan uzak olsa da kültürel kutuplaşma nedeniyle skandalları normalleştirme eğilimi gösteriyor. Avrupa’daki birçok ülke ise hâlâ kurumsal meşruiyet refleksini daha güçlü biçimde koruyor.

Asıl Fark Nerede?

Belirleyici unsur skandalın büyüklüğü değil, sistemin verdiği tepki. Avrupa’da elit bir suç ağı hükümet krizine dönüşebiliyor. ABD’de siyasi polemiğe indirgeniyor. Türkiye’de ise çoğu zaman gündemden düşüyor.

Epstein dosyalarının ABD’de siyasi deprem yaratmaması Amerikan sisteminin masumiyetini değil, kutuplaşmanın derinliğini gösteriyor. Türkiye’de benzer iddiaların sonuç üretmemesi ise yalnızca kutuplaşmayla değil, kurumsal erozyon ve devletin kişiselleşmesiyle açıklanabilir. Avrupa’daki sert siyasi sonuçlar ise hesap sorulabilirlik kültürünün hâlâ belirli bir eşiği koruduğuna işaret ediyor.

Sonuçta mesele bir dosyadan ibaret değil. Asıl mesele, devletin kendisini ne ölçüde denetleyebildiği ve toplumun meşruiyet ihlallerine nasıl tepki verdiği. Ülkeler arasındaki fark da tam burada ortaya çıkıyor.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version