Site icon Serbest Görüş

AİHM’den OHAL dönemi işten çıkarmalarıyla ilgili önemli karar; adil yargılanma hakkı ihlal edildi

AİHM’nin 15 Temmuz sonrası Türkiye aleyhindeki kararları, İngilizce ve Türkçe kitapçık haline getirildi


Strazburg’da bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bugün açıkladığı Kandemir v. Türkiye kararında, OHAL sürecinde “güven kaybı” ve “şüphe” gerekçesiyle TÜBİTAK’taki işinden çıkarılan başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

Karar, 7 hakimli İkinci Daire’den 2’ye karşı 5 oyla çıktı. Türkiye hakimi Saadet Yüksel ve Macaristan hakimi Péter Paczolay karara muhalefet şerhi düşerek ihlal olmadığını savundu. İki hakim, stratejik kurumlarda güven eşiğinin daha düşük tutulabileceğini ve yerel mahkemelerin değerlendirmelerinin yeterli olduğunu savundu. Başvurucunun maddi ve manevi tazminat talepleri reddedildi.

Başvurucu, kendisine hiçbir somut suçlama yöneltilmediğini, savunmasının alınmadığını ve feshin tamamen soyut şüphelere dayandığını ileri sürerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini savunmuştu. Hükümet ise TÜBİTAK’ın milli güvenlik açısından stratejik önemde olduğunu, başvurucuyu işe alan yöneticilerin terör örgütü üyeliğinden mahkum edildiğini ve bu durumun objektif bir güven kaybı yarattığını belirterek tedbirin meşru olduğunu iddia etmişti.

Kararı analiz eden insan hakları hukukçusu Dr. Ufuk Yeşil, Strazburg mahkemesinin ihlal gerekçesinde yerel mahkemelerin “yargısal denetim görevini” yerine getirmediğini vurguladığını belirtti. İşten çıkarmaya dayanak gösterilen “şüphenin” başvurucunun şahsına ve somut eylemlerine değil, işe alan yöneticilerin yargılanması veya kurumun genel güvenlik stratejisi gibi dışsal faktörlere dayandırıldığı tespit edildi. Mahkeme, bir kişinin yalnızca onu işe alanların profili üzerinden “şüpheli” ilan edilmesinin bireysel sorumluluk ilkesiyle bağdaşmadığını ifade etti.

Başvurucuya şüphelerin kaynağını öğrenme ve bunlara karşı etkili itiraz etme fırsatı verilmemesi de ihlalin temel unsurlarından biri olarak gösterildi. Mahkeme, idari makamların veya işverenin geniş takdir yetkisine sahip olduğu hallerde dahi yargının bu yetkinin keyfi kullanımına karşı güvence oluşturması gerektiğini ifade etti.

Sadakat yükümlülüğü konusunda ise AİHM, TÜBİTAK gibi hassas kurumlarda çalışanların devlete karşı özel bir sadakat borcu olduğunu ve “makul şüphe” üzerine feshin mümkün olabileceğini kabul etti. Ancak bu şüphenin tamamen öznel veya varsayımsal olamayacağının; işverenin şüpheyi makul verilere dayandırması ve mahkemenin güven ilişkisinin nasıl koptuğunu kişiselleştirerek açıklaması gerektiğinin altını çizdi.

Karar, 15 Temmuz 2016 sözde darbe girişiminin ardından binlerce kamu çalışanı ve özel sektör çalışanının herhangi bir somut delil olmaksızın “güven kaybı” veya “irtibat-iltisak” iddialarıyla işlerini kaybetmesine dair sistematik mağduriyetlerle ilgili öenmli bir karar olarak kayıtlara geçti.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version