MEHMET KARAMAN | YORUM*
Geçtiğimiz günlerde, 90 yılı aşkın ömrünü gökyüzündeki “tanrıları” aramaya adayan Erich von Däniken’in vefat haberi düştü ajanslara. 1968’de yazdığı Tanrıların Arabaları ile dünyayı sarsan, milyonlarca zihni “Piramitleri kim yaptı?” sorusundan, “Hangi uzaylılar yardım etti?” cevabına sürükleyen o meşhur hayal taciri artık aramızda değil. Onun vefatı, sadece popüler bir yazarın vedası değil, aynı zamanda modern insanın kendi dehasını “başka dünyalara” ihale etme alışkanlığının da muhasebe zamanıdır.
Von Däniken, insanlık tarihinin muazzam sıçrama noktalarını, antik medeniyetlerin mühendislik harikalarını hep bir “dış dokunuşa” bağladı. Ona göre ilkel insan, kendi başına bu kadar muhteşem olamazdı; mutlaka metalik gemilerle gelen, üstün teknolojiye sahip birileri ona yol göstermişti.
Görünüşte bilimsel bir merak gibi pazarlanan bu yaklaşım, aslında derin bir ontolojik krizin yansımasıydı. İnsanı, kendi tarihinin öznesi olmaktan çıkarıp, uzaylıların üzerinde deney yaptığı bir kobay seviyesine indiriyordu. İnsan onuru, bir “yeşil adamın” lütfuna kurban ediliyordu. Von Däniken’in ölümüyle yeniden alevlenen “insanlık nasıl ilerledi?” tartışmasına, Bediüzzaman Said Nursi’nin 20. Söz’deki yaklaşımı muazzam bir cevap sunar. Bediüzzaman, bilimsel sıçrama noktalarını peygamber mucizeleri üzerinden okurken, Von Däniken’in aksine insanı en yüksek kürsüye oturtur.
Onun perspektifinde mucize, gökten inen hazır bir teknoloji paketi değildir. Aksine,
peygamberler (as) birer “Üstad-ı Küll” olarak insanlığın önüne geçip; demirin
yumuşatılabileceğini (Hz. Davut), tıbbın ölüme yakın dertlere derman bulabileceğini (Hz. İsa) veya sesin ve eşyanın mekânsızlaşabileceğini (Hz. Süleyman) bizzat ispat etmişlerdir. Bu ispat, insan dehası için bir “kopya kağıdı” değil, bir **”terakki kamçısı”**dır. İlahî irade, mucizeyle insana “Senin sınırın burasıdır, haydi çalış ve ulaş!” diyerek onu onurlandırmış ve zorlamıştır.
Bugün 2026 dünyasında AI (Yapay Zeka) ve Big Data’yı konuşurken, Von Däniken’in
kurguladığı o “dışarıdan müdahale” korkusuna gerek olmadığını daha iyi anlıyoruz. Yapay zeka, uzaylıların mirası değil; insanın kâinata dercedilen o “ilk sermayesinin” ve mucizelerle tetiklenen arayışının bir meyvesidir.
Hz. Süleyman’ın vezirindeki o “hızlı bilgi işleme” yeteneği, bugün bizim teknolojimizle ete
kemiğe bürünmektedir. Yani insan, uzaylıların mirasyedisi değil, kâinatın en donanımlı kaşifi ve muhatabıdır.
Von Däniken, cevabı hep dışarıda, metalik gemilerde ve uzak yıldızlarda aradı. Oysa
Bediüzzaman’ın çizdiği ufukta cevap; insanın mahiyetindeki o sonsuz potansiyelde ve o
potansiyeli mucizelerle harekete geçiren ilahî teşviktedir.
Bir hayal taciri bu dünyadan göçerken, bize kalan asıl soru şudur: Kendimizi, başkalarının
“yardımına” muhtaç aciz bir tür olarak mı göreceğiz, yoksa mucizelerle ufkuna işaret edilmiş, kâinatın en şerefli misafiri olarak mı? 2026’nın dijital hızı, ikinci şıkkı seçenlerin omuzlarında yükselecektir.
*Konuk Yazar…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

