İDRİS GÜRSOY | YORUM
Cumhuriyet yazarı Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te Ankara’daki evinin önünde otomobiline yerleştirilen bombanın patlatılması sonucu öldürüldü. Aradan geçen 33 yıla rağmen bu suikast, Türkiye’nin yakın tarihindeki en önemli siyasi cinayetlerinden biri olarak hâlâ aydınlatılamadı.
Uğur Mumcu cinayetine dair en çarpıcı bilgilerden bir kısmı, eşi Güldal Mumcu’nun 2012 yılında yayımlanan ‘İçimden Geçen Zaman’ adlı kitabında yer aldı. Güldal Mumcu, suikastın hemen ardından yaşananlara, yürütülen –ya da yürütülmeyen– soruşturmaya ve devletin zirvesindeki isimlerle yaptığı görüşmelere ayrıntılı biçimde değindi.
Görgü tanığı bir eş, cevapsız sorular
Güldal Mumcu, evinin önünde işlenen bu menfur cinayetin en önemli görgü tanığıydı. Kitapta, taziye için eve gelen dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Ankara DGM Savcısı Ülkü Coşkun, Emniyet’te “Yeşil” kod adıyla bilinen Mahmut Yıldırım, MİT Müsteşarı Köksal Sönmez, Bülent Ecevit ve Ceyhan Mumcu ile yaptığı görüşmeler çarpıcı ayrıntılarla aktarılıyordu.
Mumcu, öldürülmeden önce terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın MİT ile ilişkisini tespit etmişti. Bu ilişkiye dair bir belgeyi elde etmek üzereydi. Güldal Mumcu’nun aktardığına göre, Mumcu emekli askerî savcı Baki Tuğ ile buluşmuştu. Tuğ, Mumcu’ya, “Öcalan’ın MİT görevlisi olma ihtimali yüksek. Arşivime bakayım, belgeyi bulursam çarşamba günü gelin, vereyim.” demişti. Eğer Uğur Mumcu iki gün daha yaşayabilseydi, bu görüşme gerçekleşecekti.
Baki Tuğ’un sözleri ve çelişkiler
Yıllar sonra Ankara’da Baki Tuğ ile yaptığım özel bir röportajda bu iddiayı doğrudan sordum. Mumcu’nun PKK’nın ilişkilerini güçlü biçimde deşifre ettiği için hedef alındığı kanaatini taşıdığını söyledi. Öcalan–MİT ilişkisine dair soruya ise şu yanıtı verdi: “Efendim devletin hakkıdır, hakkı. Hepsi olur. Devletin asli görevi de budur. MİT’in görevidir. Şu anda MİT, Öcalan’la görüşüyor. Bu yanlış bir olay mıdır? Ama benim olayımda ben bu ilişkiyi tespit edemedim.” (Aksiyon Dergisi, 9 Ocak 2013)
Bu açıklamalar, Mumcu’nun tam da üzerine gittiği ilişkiler ağının ne denli hassas ve derin olduğunu bir kez daha gösteriyordu.
Meclis raporu: Devlet nerede yoktu?
Uğur Mumcu suikastini araştırmak üzere 1997 yılında kurulan TBMM Araştırma Komisyonu’nun raporu da adeta bir itiraf belgesiydi. Raporda;
- Mumcu’nun tehditler almasına rağmen korunmadığı,
- Cinayet soruşturmasının baştan savma yürütüldüğü,
- Delillerin toplanmadığı, hatta bazı delillerin örtbas edildiği,
- Güldal Mumcu’nun ifadesinin olaydan 20 gün sonra alındığı,
- Soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği net biçimde tespit ediliyordu.
“Devlet yapmıştır” sözü neden soruşturulmadı?
Ankara DGM Savcısı Ülkü Coşkun’un, Güldal Mumcu’ya söylediği şu sözler ise dosyanın en karanlık noktalarından biri olarak kaldı: “Üstüme gelmeyin, devlet yapmıştır. Siyasi iktidar isterse çözer. Bana yazılı bir emir gelmesi lazım.”
Bu ifadelerin üzerine gidilmedi. Ayrıca şu sorular da cevapsız kaldı:
- Cinayetten sonra “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın Mumcu’nun evine gitmesinin anlamı neydi?
- Suikastın faili olarak gösterilen sözde “İslami Hareket Örgütü” kimler tarafından kuruldu? Cinayeti kimler azmettirdi?
- Arabaya yerleştirilen C-4 patlayıcılarının menşei neydi?
- Resmî tutanaklardaki tahribatı kim yaptı?
- Soruşturma savcılarından Kemal Ayhan’ın ani ölümü neden araştırılmadı? Ayhan’ın cesedi üzerinde neden otopsi yapılmadı?
1993: Bir cinayetler yılı
1993 yılı yalnızca Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü bir yıl değildi. Aynı yıl içinde Türkiye adeta bir karanlık tünelden geçti:
- 28 Ocak 1993: İş insanı Jak Kamhi’ye suikast girişimi
- 5 Şubat 1993: ANAP Milletvekili Adnan Kahveci’nin şüpheli trafik kazası
- 17 Şubat 1993: Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in uçak kazası
- 17 Nisan 1993: Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ani ölümü
- 24 Mayıs 1993: Bingöl–Elazığ yolunda 33 erin katledilmesi
- 2 Temmuz 1993: Madımak Katliamı
- 5 Temmuz 1993: Başbağlar Katliamı
- 4 Eylül 1993: DEP Milletvekili Mehmet Sincar’ın öldürülmesi
- 22 Ekim 1993: Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesi
- 4 Kasım 1993: Binbaşı Cem Ersever’in öldürülmesi
Bu tablo ister istemez şu soruyu gündeme getiriyordu: Uğur Mumcu, bu cinayet zincirinin yalnızca bir halkası mıydı?
Çekilmeyen tuğla
Güldal Mumcu’nun kitabındaki en çarpıcı bölümlerden biri, Mehmet Ağar ile yaptığı görüşmeydi. Ağar’ın söylediği şu sözler çok tartışıldı: “Öyle bir iş ki, bir duvar gibi… Bir tuğla çekersek duvar yıkılır.”
Güldal Mumcu’nun aktardığı diyalog, aslında Türkiye’nin son 30 yılına ışık tutuyordu:“ ‘Çekin o zaman’ dedim. ‘Çekemem’ dedi. ‘Çekin, kenara çekilin’ dedim. ‘Yapamam’ dedi. ‘O zaman, çekerler, altında kalırsınız’ dediğimde yüzünde, ‘Bu imkânsız. Bunu yapmaya kimsenin gücü yetmez’ der gibi bir ifade belirdi.”
Mehmet Ağar bu konuşmayı inkâr etti. Ancak Güldal Mumcu, avukat Mehmet Emin Değer’i tanık gösterdi.
Sonuç ortada: Duvardan o tuğla hiç çekilmedi. Aksine, o duvarın üzerine yeni bir siyasal düzen inşa edildi. Suikastlerin üzeri örtüldü, cezasızlık kurumsallaştı. Uğur Mumcu’nun aydınlatılamayan cinayeti, bugün hâlâ Türkiye’de hukukun, adaletin ve devletin karanlık yüzünün sembolü olarak duruyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

