Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

Trump ‘plana’ sadık kalıyor!

Trump ‘plana’ sadık kalıyor!


ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM

Geçen hafta bu köşe de Trump’ın takip ettiği ‘büyük stratejiyi’ anlatmıştım. Trump takip eden günlerde ‘büyük plana sadık kaldığını’ açıkça gösterdi.cHatta bir kaç gün önce de asker selamı veren bir fotoğrafıyla “Trust the plan- Plana Güven” paylaşımı yaptı.

Sanal alemde yaygın olarak dolaşan bu görsel bize 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kritik rol oynayan Sinan Oğan’ın ‘Plana sadık kal’ söylemini hatırlatmadı değil. Tıpkı Türkiye’deki milliyetçi muhafazakar seçmenin ‘Ne olduğunu anlamasa da, bir şeyler oluyor ve olanda hayır vardır’ diye tevil ettiği o belirsizliğin aynısı şu an ABD de yaşanıyor.

Trump’ın tabanı gerçekten bir plan olduğunu ve başkanın da bu planı takip ettiğini düşünüyor. Cumhuriyetçi tabanın fikir yapıcıları mealen, “Şu an ne olduğunu anlamasan da, sorgulama. Birileri her şeyi kontrol ediyor. Sabırlı ol, itiraz etme.” diyor. Bu yüzden Venezuela ile başlayan Grönland ile devam edip İran’la zirveye çıkan tartışmalar da aynı ‘Başkan ne yaptığını biliyordur’ rahatlığı ile karşılanıyor.

Nitekim hafta sonu dünya “Sırada İran mı var?” sorusunun peşinden koştu. İran’da protestolar büyürken rejimin şiddeti arttı. Trump ise alışıldık diplomatik cümleleri bir kenara bırakarak açıkça tehdit etti: “Protestoculara ateş açılırsa vururum!”

İran’ı yöneten mollalardan da beklenen cevap geldi. Eğer ABD müdahale ederlerse, bölgede bulunan ABD üslerini hedef alacaklarını iddia ettiler. Rusya ve Çin ise düşük tonda tepki gösterdi.

Bu tablo, Trump’ın sevdiği dünya düzeninin özeti olarak görülmeli.

Geçen hafta Maduro’nun Caracas’tan alınmasıyla başlayan süreç, Grönland çıkışıyla Avrupa’yı sarsan bir şova dönüştü. Avrupalı liderler yüksek perdeden konuştu ama perde arkasında zayıflık sinyalleri verdi. Mesela Fransa’nın G7 tarihini Trump’ın doğum günü için Beyaz Saray’da planlanan UFC etkinliğiyle çakışmayacak şekilde ayarlaması, bu ruh halinin sembolik ama çarpıcı bir örneğiydi.

Trump, ABD dış politikasını en şahin danışmanlarını bile şaşırtacak ölçüde müdahaleci bir hatta sokarken, kendi tabanını da dengede tutmaya çalışıyor.

Trump da bilmiyor 

Peki bu yüksek riskli strateji işe yarar mı? Venezuela Trump çizgisinde kalır mı? İran rejimi sınırlı baskıyla çöker mi? Popülist taban “küresel Trumpçılık”la barışır mı? Bu soruların cevabını kimse bilmiyor. Dahası Trump da bilmiyor !

Ancak kritik fark şu: Önceki Amerikan başkanları için bu ölçekte belirsizlik bir krizdi. Trump için ise kullanılacak bir araç. Dünyayı bir gecede savaş ya da barış noktasına getirebilme ihtimali, hem müttefikler hem rakipler için Trump’ı “idare edilmesi gereken” bir aktör haline getiriyor.

Güç, biraz da bu öngörülemezlikten doğuyor. Eğer bu kumarlar tutarsa Trump, Küba’dan İran’a kadar uzanan bir hat üzerinde jeopolitik tabloyu yeniden şekillendiren lider olarak tarihe geçer. Tutmazsa, arkasında hem içeride hem dışarıda toparlanması zor bir enkaz bırakır.

Kesin olan tek şey şu: Bu dönemin sonunda dünya, Trump öncesi dünyaya dönmeyecek.

Peki bu süreç Türkiye için ne getirir?

Türkiye açısından tablo, ilk bakışta “fırsat”, biraz yakından bakıldığında ise yüksek maliyetli bir belirsizlik anlamına geliyor. Trump’ın hukuku ve kurumları geri plana iten, kişisel pazarlıklara dayalı güç siyaseti, Erdoğan yönetiminin alışık olduğu bir tarz.

Bu ortamda demokrasi, yargı bağımsızlığı ve insan hakları başlıkları Batı gündeminde geri plana düşebilir; Ankara kısa vadede nefes alabilir. Ancak bu konfor yanıltıcı. Çünkü Trump’ın kuralsızlığı, zayıf kurumlara sahip ülkeler için koruyucu değil, yıkıcıdır.

İran’a yönelik olası bir sertleşme, Türkiye’yi hem enerji arzı hem sınır güvenliği açısından doğrudan etkileyecek; yeni yaptırım dalgaları ve bölgesel istikrarsızlık Ankara’yı istemediği tercihlere zorlayacaktır.

Venezuela ve Rusya hattında yaşanacak kopuşlar ise Türkiye’nin yıllardır sürdürdüğü “denge ve gri alan” diplomasisini daraltacak; Ankara’yı ya açık saf tutmaya ya da her iki tarafın da güvenmediği bir aktöre dönüşmeye itecek. Bu arada küçük bir not olarak eklemekte fayda var; Amerikan kamuoyunda Trump’ı “Putin’in kuklası” olarak görmek isteyen hatırı sayılır bir kesim var.

Ancak bugün Trump’ın takip ettiği politikanın en büyük kaybedeni Putin’den başkası değil. Venezuela ve İran’da yaşananlar Putin’in alan kaybı demek. Yaptırımların kalkması ve üretimin artması ihtimali petrol fiyatlarını düşürecek ki bu Moskova için daha bir haber demek.

Türkiye özeline dönersek. Ankara için en kritik risk ise şu: Kuralların değil liderlerin belirlediği bir dünyada, öngörülemezliği yönetemeyen ülkeler masada söz sahibi olmaz, pazarlık nesnesi haline gelir.

Trump dünyayı sarsarken, ekonomik kırılganlığı derinleşmiş, dış politikası kişiselleşmiş ve kurumları zayıflamış bir Türkiye’nin bu fırtınadan hasarsız çıkması zor görünüyor. Bir başka ifadeyle ‘Dostum Trump’ kurtarmayabilir.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version