ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
Bu köşenin takipçileri biliyor; ABD dış politikasına dair analizlerimi genellikle raporlara dayandırarak yapıyorum. Nitekim 8 Aralık’ta bu köşede yazdığım ‘Küresel polislik’ dönemi bitiyor; Amerika’nın büyük vazgeçişi” analizinde de 2025 Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nden yararlanmıştım.
Aslında Trump’ın ne yapmak istediğini, nereye doğru gittiğini tahmin etmek zor değil. Şimdi yeni bir rapordan alıntılar yapacağım. Bu kez kaynak Pentagon. O raporda aslında cevabını aradığımız pek çok konuda önemli ipuçları var.
Esasında Washington’dan bakınca manzara net: Amerika artık dünyayı kurtarma iddiasından vazgeçiyor. Pentagon’un yayımladığı 2026 Ulusal Savunma Stratejisi (NDS), son yılların en açık itiraflarından birini içeriyor.
Metnin satır aralarında saklanan mesaj şu: “Küresel idealler bitti, sert gerçekler başladı.”
Yeni stratejinin adı kulağa yumuşak geliyor: “Esnek gerçekçilik.” Ama içeriği hiç de yumuşak değil. Bu yaklaşım, “küresel ulus inşası”, “sonsuz savaşlar” ve “her soruna Amerika çare olur” anlayışını açıkça çöpe atıyor. Yerine konulan şey ise oldukça net: “Önce Amerika, sonra —olursa— geri kalan dünya”
Pentagon’un çizdiği çerçeveye göre ABD’nin önceliği artık uzak coğrafyalardaki krizler değil; kendi topraklarının güvenliği ve Batı Yarımküre’deki hâkimiyeti. Yani bir tür “Monroe Doktrini – Trump güncellemesi.”
“Ütopik idealizm” rafa kalkıyor
Belgede en sert eleştiriler, önceki yönetimlerin “kurallara dayalı uluslararası düzen” söylemine yöneltiliyor. Pentagon’a göre bu anlayış, “bulutların üzerinde inşa edilmiş bir kale”den ibaret. Rejim değişikliği hayalleri, demokrasi ihracı projeleri, bitmeyen Afganistan ve Irak benzeri maceralar…
Hepsi geride kalıyor. Yeni yaklaşım çok daha çıplak bir gerçekliğe dayanıyor: “Amerikalılar için anavatanın güvenliği, binlerce kilometre ötedeki ideallerden daha önemli”
Bu nedenle ABD, her yerde aynı anda güçlü olmaya çalışmayacağını kabul ediyor. Tehditler artık “ahlaki” değil, coğrafi yakınlık ve çıkar önceliği üzerinden sıralanıyor. Pentagon’un ifadesiyle: “Her kriz eşit değil, her savaş Amerika’nın savaşı değil”
Yük paylaşımı: “Bedava güvenlik dönemi bitti”
Stratejinin belki de en çarpıcı yönü, müttefiklere verilen mesajda saklı. Washington artık açık konuşuyor: “ABD sizi sonsuza kadar sırtlamayacak.”
Yeni dönemde ittifaklar, Amerikan sübvansiyonuna dayalı bir sistem olmaktan çıkarılıyor. Müttefiklerden beklenen şey net: Kendi savunmasının ana yükünü üstlen, savunma harcamalarını artır, ABD’ye bağımlı değil, gerçek ortak ol!
Pentagon, NATO ülkeleri için çıtayı açıkça koyuyor: GSYİH’nin yüde 5’i. Bu, Avrupa başkentlerinde kolay yutulacak bir lokma değil. Ukrayna meselesi Avrupalılara, Kore Yarımadası Güney Kore’ye, Orta Doğu’daki İran gerilimi ise İsrail ve Körfez ülkelerine bırakılıyor.
ABD ordusu ise enerjisini iki ana hedefe yoğunlaştırıyor: Amerika’yı savunmak ve Çin’i caydırmak.
Asıl rakip: Çin
Pentagon’un gözünde dünyanın merkezindeki tehdit artık tartışmasız biçimde Çin. Belgede Çin, “19. yüzyıldan bu yana ABD’nin karşılaştığı en güçlü rakip” olarak tanımlanıyor. Buradaki korku yalnızca askeri değil. Asıl mesele, Çin’in Hint-Pasifik’te kuracağı bir hâkimiyetin, Amerikan ekonomisinin küresel ticaretin kalbine erişimini tehdit etmesi. Yani mesele tanktan, uçaktan çok güç dengesi meselesi.
Dikkat çekici olan şu: Pentagon, Çin için “rejim değişikliği” gibi bir hedef koymuyor. Amaç, Pekin’i çökertmek değil; hiç kimsenin kimseye hükmedemediği bir denge kurmak. Kendi ifadeleriyle: “Makul bir barış.” Bu nedenle strateji, çatışma aramıyor ama askeri caydırıcılığı diplomatik temasın ön koşulu olarak görüyor. Önce güç, sonra diyalog.
Avrupa’ya açık mesaj: Kendi başının çaresine bak
Yeni strateji, Avrupa’yı ABD güvenlik şemsiyesi altında “korunan bir bölge” olarak görmüyor. Tam tersine, Avrupa’nın artık kendi konvansiyonel savunmasından birincil derecede sorumlu olması gerektiğini söylüyor.
Pentagon’un gerekçesi basit; Rusya tehdit, evet ama yönetilebilir bir tehdit. Avrupa’nın toplam ekonomik ve askeri kapasitesi Rusya’yı fazlasıyla aşıyor. Hatta tek başına Alman ekonomisi bile Kremlin’den daha güçlü.
Bu nedenle Washington, Ukrayna savaşının uzamasından rahatsız. Savaşın sona ermesi gerektiğini söylerken, Ukrayna’nın savunulması ve barışın sürdürülmesi sorumluluğunu doğrudan Avrupa’ya yüklüyor. “Bedavacılık” suçlaması ise satır aralarında değil, açıkça dile getiriliyor.
“Model müttefik” olarak İsrail
Pentagon’un yük paylaşımı anlatısında İsrail özel bir yere sahip. Belge İsrail’i “model müttefik” olarak tanımlıyor. Neden? Çünkü Washington’a göre İsrail, özellikle 7 Ekim’den sonra, kendi güvenliği için savaşma iradesi ve kapasitesi olduğunu gösterdi.
Yeni stratejiye göre ABD’nin yapması gereken, İsrail’in “ellerini bağlamak” değil; onu güçlendirmek. İran ve vekillerine karşı birincil sorumluluk İsrail’de olacak, ABD ise kritik ama sınırlı destek verecek: silah, istihbarat, diplomatik koruma… Ama sahada ön safta Amerikan askeri yok.
Bu yaklaşım, Körfez ülkelerine de net bir mesaj içeriyor: İsrail ile entegrasyon. İbrahim Anlaşmaları bu yüzden stratejinin merkezine yerleştiriliyor.
Pentagon, askeri stratejiyi ekonomiyle de bağlıyor. Savunma sanayii için kullanılan dil dikkat çekici: “Milli seferberlik”, “endüstriyel silahlanma çağrısı”.
Amaç, Amerikan savunma sanayiini yeniden ayağa kaldırmak. Bürokratik engelleri kaldırmak, üretimi hızlandırmak, yapay zekâ ve yeni teknolojileri sisteme entegre etmek. Kısacası: Savaşabilecek, sürdürülebilir ve hızlı bir endüstriyel altyapı.
“Savaşçı ruhu” geri dönüyor
Belgenin en ideolojik kısmı belki de burası. Pentagon, Amerikan ordusunun “savaşçı ruhunu” yeniden canlandırmayı hedefliyor. Bu ruh, İkinci Dünya Savaşı kuşağına atıfla tanımlanıyor: Görev bilinci, zafer odaklılık, ölümcül güç.
“Ulus inşası”, “sosyal mühendislik” ve benzeri kavramlar, ordunun asli görevini dağıtan unsurlar olarak görülüyor. Gerçek caydırıcılık ise soyut ideallerden değil, savaşı kazanabilecek bir ordudan doğuyor.
Sonuç itibariyle; 2026 Ulusal Savunma Stratejisi, bir askeri belge olmanın ötesinde bir zihniyet değişiminin ilanı. Amerika, dünyayı kurtarma iddiasından çekiliyor. Müttefiklere sorumluluk yüklüyor. Çin’i merkeze alıyor. Ve sert bir gerçekçilikle şunu söylüyor: “Önce Amerika. Gerisi şartlara bağlı.”
Bu yaklaşımın dünyayı daha güvenli mi, yoksa daha kırılgan mı hale getireceğini ise zaman gösterecek. Ama bir şey kesin: Eski düzenin diliyle yazılmış bir gelecek artık Washington’da masada değil…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

