Site icon Serbest Görüş

Denizli Cezaevi mektupları: Zulüm zamanında nasıl ayakta kalınır?

İdris Gürsoy


İDRİS GÜRSOY | YORUM

Denizli davası yalnızca bir mahkeme süreci değildi. Said Nursî ve talebelerinin ilk kez toplu halde yargılandığı, iman hizmetinin artık münferit bir şahıs meselesi olmaktan çıkarılıp kurumsal bir tehdit olarak tanımlandığı tarihi bir eşikti. Aynı zamanda ağır baskı altında bir iman hareketinin nasıl ayakta kaldığını gösteren bir imtihandı. Bu imtihanın en berrak tanıklığı ise Said Nursî’nin Denizli Cezaevi’nden talebelerine yazdığı mektuplarda saklıdır.

Bu mektuplar, bir mazlumun şikâyet metinleri değil; zulüm döneminin nasıl yönetileceğine dair yazılmış birer yol haritasıdır.

Denizli Cezaevi mektupları, davanın yalnızca hukuki boyutunu değil, yargı üzerinde kurulan görünmez baskı mekanizmalarını da ifşa eder. Mektuplarda zulüm planlanan, yönlendirilen ve organize edilen bir süreç olarak ele alınır. Bu nedenle Said Nursî, talebelerini özellikle münakaşadan uzak durmaları konusunda uyarır. Ona göre tartışmalar, hak arayışına hizmet etmekten çok, kurulan tuzaklara malzeme üretir: “Sakın sakın, münâkaşa etmeyiniz; casûs kulaklar istifâde ederler. Haklı olsa, haksız olsa, bu hâlimizde münâkaşa eden haksızdır.”

Mektuplarda dikkat çeken bir diğer vurgu, adliye üzerinde etkili olan “komiteler” konusudur. Said Nursî’ye göre mesele, tek tek savcılar ya da hâkimler değildir. Asıl tehlike; mahkemeleri yönlendiren, dosyaları şekillendiren ve kararları perde arkasından etkilemeye çalışan yapılardır. Bu yüzden talebelerine, yalnızca görünen yargı sürecine odaklanmamalarını öğütler. Çünkü bu yapılar, yanlış bir sözden, sert bir tepkiden ya da kontrolsüz bir çıkıştan faydalanmayı hedeflemektedir.

Komitelerin planlarına karşı Said Nursî’nin tavsiyesi nettir: Soğukkanlılık, sabır ve istikamet. Endişeyi büyütmenin, ihtimalleri sürekli konuşmanın ve korkuyu beslemenin, zulmün planlarına hizmet edeceğini açıkça ifade eder.

Said Nursî, hapishaneden yazdığı mektuplarda, “Bu musibet neden başımıza geldi, nerede hata yaptık, nasıl kurtuluruz?” sorularına da doğrudan cevap verir. Talebelerini, zulmü şahsî kusurlara veya taktik hatalara bağlama kolaycılığından özellikle sakındırır. Ona göre karşılarındaki yapı, onları zaten tanımakta ve izlemektedir.

Nitekim mektuplarında şu tespiti yapar: Siz ne kadar geri çekilirseniz çekilin, ne kadar dikkatli olursanız olun, bu zulüm planlanmıştır ve uygulanacaktır. 

Bu, yaşananların ani bir refleks değil; önceden kararlaştırılmış bir sürecin parçası olduğunu gösterir. Bu nedenle kurtuluşun, şekil değiştirerek ya da görünmez olmaya çalışarak aranmasını reddeder. Asıl çıkış yolu, zulmün mahiyetini doğru okumak ve paniğe, suçluluk psikolojisine ya da iç hesaplaşmalara sürüklenmemektir.

Said Nursî’ye göre Denizli hapsi bir “yanlışlık” ya da “talihsizlik” değil, kaçınılmaz bir kader safhasıdır. “Ne yapsaydık yine olacaktı!” vurgusu, suçlu arama refleksini baştan boşa çıkarır. Geçmişe dönük itirazın faydasızlığını hatırlatır; çünkü geçmiş tamir edilemez, ancak doğru şekilde anlamlandırılabilir. Bu çerçevede söylediği şu cümle ise özellikle dikkat çekicidir: “Fakat bizi ezmek isteyen gizli kuvvet sizi biliyor, aldanmıyor.”

Bu ifade, tavizin kurtuluş getirmeyeceğini açıkça ortaya koyar. Geri çekilme, saldırıyı durdurmaz; aksine zaaf işareti olarak okunur. “Zaafınızdan cesaret alır, daha ziyade ezer!” tespiti, baskıcı rejimlerin psikolojisini tarif eden son derece gerçekçi bir analizdir. Güç, tavizi merhamet olarak değil; zayıflık olarak algılar. Bu nedenle Said Nursî’ye göre kurtuluş, dalkavuklukta değil; vakar ve dayanışmadadır.

Said Nursî, kendi mağduriyetini öne çıkarmayı şuurlu biçimde reddeder. Çünkü şahsî acıların büyütülmesi, umumun maslahatını gölgeler.

Cezaevi onun için bir “susma alanı” değil; bir medresedir. Baskı altında dahi yazmaya, talebelerini yönlendirmeye ve iman hizmetini sürdürmeye devam eder. Mektuplar, bu dönemde hizmetin durmadığını; aksine yeni bir boyut kazandığını gösterir.

Said Nursî zulüm karşısında öfkeyi değil yöntemi, tepkiyi değil istikameti, şikâyeti değil sabırlı ve bilinçli bir direnişi tercih etti. Denizli Cezaevi mektupları, yalnızca geçmişin hatırası değil baskı dönemlerinde nasıl ayakta kalınacağını gösteren, geçerliliğini hâlâ koruyan bir ahlâk ve mücadele rehberi olarak okunmalıdır.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version