PROF. M. EFE ÇAMAN | YORUM
Türkiye dışarıda kırılgan bir sürecin içerisinde bulunuyor. Dışarıdaki sorunlar çetin, ama kırılganlık daha çok Türkiye’yi yöneten kadronun hatalarından kaynaklanıyor.
Türkiye’nin çevresi ateş çemberi haline geldi ve bu durum gün geçtikçe daha da vahimleşiyor. Ciddi bir bölgesel yeniden yapılanma söz konusu ve bu durum en istikrarlı bir ülkeyi bile zorlardı. Elbette hepimiz biliyoruz ki şu an Türkiye içeride de istikrarlı olmaktan çok uzak bir konumda. Haliyle kırılganlık ve risk daha da yükseliyor.
Türkiye’nin doğu ve güneyinde komşularından kaynaklı bu sıkıntılar artarak sürerken, diğer taraftan da bölgesel manada da bahsettiğim yeniden yapılanmadan kaynaklı fay hattı kırılmaları, tektonik hareket dalgalarını tetikliyor ve bunlar da Türkiye’ye olumsuz yansıyor. İsrail’in Gazze, Lübnan ve İran politikaları insani boyutu korkunç seviyelerde sorunlara yol açarken, esas sıkıntı jeopolitik ve güç dengelerine ilişkin alanlarda.
Bunlara bir de küresel sistemin kuralsızlaşmasını ve adeta bir iki savaş arası dönem benzeri gri ve riskli durumun ortaya çıkmış olmasını eklemek lazım. Özetle Türkiye çok ciddi “negatif dış faktörler” bombardımanı altında.
Normal şartlarda, normal bir aktör için bu tür bir olumsuzluk, tüm enerjinin istikrarlı bir dış ve güvenlik politikası oluşturmak için harcanmasını gerektirir. Bu tür durumlarda risk küçültme ve savunmaya yönelik bir oyun planı esas olmalıdır. Diplomasinin ve dış politika analizinin tüm kaynakları bunları salık verir. Bir metaforla açıklamak gerekirse, fırtınalı denizde yelken daraltılır, tehlikeli manevralardan kaçınılır. Bu durumda kimse balık tutmak için denize ağ atmayı düşünmez. Güvenlik esastır.
Türkiye, içeride de son derece kırılgan bir süreçten geçiyor. Bu süreçte de hataları yapan Türkiye’yi yöneten kadrolar.
Öncelikle Türkiye bugün anayasasız yönetiliyor. Bunun basit bir cümle olmadığını, geçiştirilecek ufak bir mesele olmaktan çok uzak, mega bir sorun olduğunu anlamak için illa anayasa hukukçusu veya siyaset bilimcisi falan olmaya gerek olmamalı kanısındayım.
Türkiye aynı zamanda liyakatsiz bir kadro tarafından yönetiliyor. Sadakat ve biat eksenli kadrolaşma Türkiye bürokratik aparatını tüketti. Alanını bilmeyen ve tümüyle siyasi karar almanın güdümünde emir eri gibi hareket eden bu bürokratik kifayetsizlik abidesi kadrolar sadece aldıkları maaşın ya da başka türlü – daha fazla – maddi karşılığın derdindeler. Kifayetsiz bu kadronun siyasi karar alma merkezine nesnel ve yeterli bilgi sağlaması ve analizlerde bulunması imkânsız.
Gelelim esas can alıcı noktaya. Türkiye’nin karar alıcı merciini oluşturan cumhurbaşkanı – başkanlık sisteminde tek esas yürütme organı – ve onun danışman kadrosu, Türkiye’nin bekasını, iyiliğini, ilerlemesini, huzurunu, barışını – velhasıl siyasetin esas gayesi olmak zorunda olan hedefleri asla gözetmiyor.
Peki, ne yapıyorlar?
Birçok diktatörlükte olduğu gibi bir saadet zinciri kurmuşlar, bunun devamını istiyorlar. Öncelikleri kendi bireysel çıkarlarıdır. Maddi menfaatlerinin ve siyasal güçlerinin sürdürülebilir olması yegâne konsantre oldukları konudur.
Şimdi, 1915-1918 döneminden bile daha hassas bir dönemden geçildiğini, dış ve iç sıkıntıların ülkenin salt bekasını değil, artık varlığını da tehdit ettiği gerçeğini göz önüne aldığımızda, meselenin önemi sanırım iyice belirginleşiyor. Dramatize etmek için değil, ama sorunun ağırlığının altını daha iyi çizebilmek adına şunu söylemeliyim ki, bu durum varoluşsal bir açmazdır.
Dışarıda olanları değiştirmek mümkün değil. Ama yönetmek, olan bitenlere karşı iyi pozisyonlar almak, risk faktörlerini minimize etmek, stratejiler geliştirmek, en kötü opsiyonlara bile birkaç alternatifle hazırlıklı olmak gibi, yapılması gereken rasyonel birçok şey var.
İçeride ise önce kifayetsiz ve ülke menfaatlerini öncelemeyen, bilakis ülkenin uçurumdan yuvarlanması doğrultusunda hareket eden kadrolardan mümkün olan en kısa zamanda kurtulmak, alternatifsiz tek yol.
Ülkenin 1982 anayasal devlet mimarisine yeniden dönmesi, AB rotasına yeniden girmek, ağırlaşan sistematik insan hakları ihlallerinin ivedilikle sonlandırılması, hukuksuzluğa uğrayan geniş halk kesimlerinin hukuka kavuşturulması gibi önemli adımları ve iyileştirmeleri kapsayan bir acil önlem planı devreye sokulmalıdır.
Zayıflayan bürokrasi, emniyet, akademi, TSK, istihbarat gibi kurumlar restore edilmeli ve güçlendirilmelidir. Devletin yeniden işlerlik kazanması için bu restorasyonu koordine edecek bir birim kurulmalı, adliye de dâhil olmak üzere çivisi çıkmış mimari, anayasal dizaynın öngördüğü şekle geri döndürülene kadar bu restorasyon sürdürülmelidir.
İçeride Kürt sorunu, Alevi sorunu, temel özgürlükler sorunu gibi birçok belli başlı sorunun çözümüne odaklanılmalıdır.
Bu arada dışarısı için Dışişleri Bakanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Türk Silahlı Kuvvetleri yeniden yapılandırılmalı, 10 yıllık istibdat döneminin verdiği ağır hasar telafi edilmelidir. Oluşturulacak bir Ulusal Güvenlik Koordinasyon Merkezi, her tür dış soruna ve sorun olasılığına karşı ön alma ve karşı koyma senaryoları oluşturmalıdır.
Yasadışı göç ve sınır değişimleri dâhil her türlü olası senaryoya karşı hazır bir milli güvenlik stratejisi gerekiyor. Bu bir opsiyon ya da lüks değil, olması kaçınılmaz ve yaşamsal olan bir adım.
Şu an tüm bunlardan çok uzaktayız.
Karanlığın en yoğun olduğu korkunç bir buhran, bir tür ikinci fetret devrinden geçiyor Türkiye.
Bu karanlık ülkeyi iç savaşa ve bunun sonucu olarak da kaçınılmaz çöküşe doğru hızla götürüyor. Bizlere düşen uyarmak ve olması gerekenleri gücümüz yettiğince duyurmak. Elbette bahsettiğim konular çok daha ciddi ve ayrıntılı çalışmaları gerektiriyor. Ama önemli olan ve ihtiyaç duyulan, bunun gerekliliğini dile getiren insanların sayıca artması ve bir kamusal baskı ortamının oluşturulmasıdır.
Kürt siyasi hareketi ve Hizmet Hareketi gibi kolektif takibata uğratılan kesimlerin özellikle sürgünde olan sempatizan, gönüllü ve üyeleri, diğer tüm paydaş muhalif kesimleri de dahil ederek – hiç kimseyi dışlamadan – bu konulara beraberce kafa yormaya başlamalı.
Eğer çöküş önlenecekse ve aydınlık günlere kavuşmak isteniyorsa kolektif çaba dışında bir şansımız yok.
Ülke hepimizin!
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

