Uzun yıllar bilim kurgu filmlerinin konusu olan “yüzen şehir” projeleri artık çizimlerden çıkıp somut adımlara dönüşüyor. Uluslararası mühendislik grupları, 2026 itibarıyla ilk büyük ölçekli yüzen yerleşimlerin hayata geçirilmesi için hazırlıklarını hızlandırdı.
Blue Estate ve Oceanix gibi küresel girişimlerin öncülüğünde geliştirilen projelerin en çarpıcı yönü, bu şehirlerin herhangi bir ülkenin toprağı sayılmaması. “Seasteading” olarak adlandırılan bu yaklaşım, yüzen kentlerin uluslararası sularda konumlanmasını ve kendi yönetim modellerini oluşturmasını hedefliyor.
Proje yetkilileri, bu şehirlerin yalnızca iklim krizine karşı bir barınma çözümü değil, aynı zamanda yeni ekonomik ve yönetsel sistemlerin test edileceği deney alanları olacağını savunuyor. Kendi kuralları, dijital para birimleri ve bağımsız ekonomik yapılarıyla dikkat çeken bu yerleşimler, klasik anlamda devlet kavramını da tartışmaya açıyor.
EN SERT DOĞA KOŞULLARINA KARŞI TASARLANDI
Yüzen şehirlerin güvenliği için ileri mühendislik çözümleri devreye sokuluyor. Yüksek dayanımlı beton modüllerden oluşan platformlar, deniz tabanına esnek bağlantılarla tutturuluyor. Bu sayede tsunami ve fırtına gibi aşırı doğa olaylarında dalga enerjisi emiliyor, şehir içindeki hareket minimum seviyede kalıyor.
Enerji ihtiyacını tamamen güneşten karşılaması planlanan bu yapılar, içme suyunu ise deniz suyunu arıtarak elde edecek. Tasarımcılar, bu şehirlerin karbon ayak izi neredeyse sıfır olan, kendi kendine yeten yaşam alanları sunacağını belirtiyor.
İŞTE BU ŞEHİRLERDE YAŞAMANIN MALİYETİ
Yüzen şehirlerde konut sahibi olmak ilk bakışta ulaşılmaz gibi görünse de fiyat aralığı oldukça geniş. Projelerde küçük stüdyo dairelerin yaklaşık 25 bin dolardan (yaklaşık 1 milyon TL) başladığı, deniz üzerindeki ultra lüks malikanelerin ise 1 milyar dolara (yaklaşık 43 milyar TL) kadar çıkabildiği ifade ediliyor.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

