NECİP F. BAHADIR | YORUM
Öylesine çelişkiler yumağı ki nasıl tanımlamak lazım bilemedim. Bazı AKP’lerin üzerine ‘Zübük’ sıfatı ‘cuk’ diye oturuyor. Sanki onlar için biçilmiş kaftan gibi. Ama Devlet Bahçeli için ‘Zübük’ ifadesi birkaç beden küçük gibi, tam üzerine oturmadı.
Stefan Zweig, Bahçeli’yi tanısaydı Fouche’yi değil onu yazardı ve dünya çapında bir eser ortaya çıkarırdı. Bahçeli portresini yazabilmek için gazeteci kimliği yeterli değil; psikoloji ve başka bilim dallarında da uzman olmak lazım. Ressam bile onun portresini zor çizer!
Ben şimdilik ‘Bir garip bir adem’ demeyi yeğledim. Son haftaya sığan 3 çıkışı ne kadar ‘garip ve tuhaf bir siyaset adamı’ olduğunun kanıtı. Bazı kelimeleri doğru telaffuz edememesinin yanına yanlış mesajlar da eklendi. ‘Bir şiir nasıl okunmaza’ örnek aransa herhalde Bahçeli’nin ‘iki keklik’ seslendirmesinden daha iyi örnek bulunamaz. Yanlış telaffuzda ‘Püskevit’ de aşılamaz.
Yöresel ağızlar bazı siyasetçilerin ağzına yakışır. Hatta sempatik bile bulunabilir. Fakat aynı şeyi Bahçeli için söylemek zor.
MHP lideri uzun süre ‘camdan konuşmaya’ tavır koymuş, kağıttan yazılı metni tercih etmişti. Erdoğan baştan beri hitabetlerini ‘camdan’ yaptı. Danışmanları ne yazdıysa onu okudu. Metin dışına çıktığı zamanlara çuvalladı. Erdoğan’ın ‘cam tutkusuna’ Bahçeli’nin tepkisini bilmem anımsatmaya gerek var mı? Sık sık, “Camı bırak, candan konuş!” demişti.
Sonunda Bahçeli pes etti, kağıdı defteri bıraktı. Cama geçti, ekrandan akan cümleleri takip etmekte zorlansa da durumu kurtardı. Metinden koptuğundaysa ‘pasta’ kelimesini bile hatırlamakta zorlandı.
Bahçeli’nin grup toplantısında yaptığı yanlış ve hata siyasi gafların zirvesi olur. Metni acaba hani danışmanı yazdı? Merak etmiyor değilim. Fakat Ankara gazeteciliği öldü. Perde arkasını öğrenebilmek mümkün değil. Metnin dışına da çıkmış olabilir. Evde tek başına yaşayan Bahçeli’nin bir dizi ve ekran tutkunu olduğunu bilmeyen yok. Eğer öyleyse bir zihni bulanıklılık söz konusu… Bu da tam bir ‘acil vaka’ demek. Doktorların tek başına dışarı çıkmasına izin vermemesi gerekir. Bahçeli’nin zihni sağlığı sadece kendisi için değil ülke için de sorun olabilir.
Şu cümlelere bakar mısınız Allah aşkına:
“Ülkemiz Merhum Recep Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü isimli eserini adeta aratmıyor. Önüne gelen Bihter olmuş, önüne gelen Behlül karakterine bürünmüş. Sorarım sizlere, bize ne oldu? Hangi ara bu kadar irtifa kaybettik? Bu hallere nasıl düştük?”
‘Bize ne oldu?’ sorusu çok kıymetli. Ama ‘Bahçeli’ye ne oldu?’ sorusunu öne geçiren ‘hatalar zinciri’ olmasa… MHP lideri’nin sorusuna ‘Niye şaşırıyorsunuz? Eseriniz…’ der geçerdik. Ülke son 10 yıldır Erdoğan – Bahçeli ortaklığının egemenliği altında. Sonuç bu işte…
Bahçeli’nin yanlış ve hatalı ifadeleri MHP sitesinde aynen yayınlandı. Bir düzeltme gereği bile duyulmadı. Eğer bir lise öğrencisi derste böyle bir hata yapsaydı, hem hocası hem sınıf gülmekten kırar geçirirdi. Çünkü böyle bir yanlış ancak kasıtla, sırf ‘mizah olsun’ diye yapılır.
‘Recep Nuri’ nereden çıktı? Bu iki ismin birlikte kullanıldığı bir örnek duymadım. Google sordum, internete düşmüş böyle bir isim yok. Onun için ‘dil sürçmesi’ denemez. Dil bilinç altında olan isimlere doğru sürçer. Acaba kamuoyunun pek kullanmadığı Erdoğan’ın ismindeki ‘Recep’ kelimesini çok mu tekrar ediyor? Belki… Başka izahı yok.
Reşat Nuri Gültekin’i kastettiği belli… Bihter ve Behlül ‘Yaprak Dökümü’nün kahramanları değil ki… Aşkı Memnu’dan onlar… Her iki eser de dizi olarak ekranlarda yayınlandı. Bihter ve Behlül’ü tanımak ve bilmek için lise diploması yeterli. Derinlemesine edebiyat tahsili yapmaya gerek yok.
O metni danışmanları hazırladı diyelim; bir dizi tutkunu Bahçeli fark edemedi mi? Behlül ve Bihter’in Yaprak Dökümü’nde olmadığını anlayamadı mı? Bu metinler hiç mi kontrol edilmez? Google’a sorsan doğrusunu söyleyecek…
Bir ‘kara mizah’ örneği olarak not edilebilir. Fakat bu gaf ülkenin kaderi konusunda söz sahibi bir liderin ağzından çıkmışsa mizahın yerini ‘vehamet’ almış demektir. Bu basit hatayı yapan ciddi konularda kim bilir ne tür yanlışlara imza atar? Beni güldürmedi, ülkem adına düşündürdü ve endişelendirdi. Siyaset ve iktidarın kimlerin eline kaldığı gerçeğini bir kez daha tüm çıplaklığıyla gösterdi.
Normal bir ülkede bu gafı yapan siyasetçi ‘tefe konur’ insan içine çıkamaz. Bizde ise sadece sosyal medyada mizah boyutuyla gündeme geldi. Ciddi olarak sorgulanmadı bile.
Bahçeli’nin en çok okuduğu yazarlar diye sıralanan şu isimler bir espri olarak çok iyiydi; “Necip Fazıl Say, Orhan Veli Pamuk, Halil Sezai Karakoç, Reşat Nuri Güntekin Onay, Nihat Doğan Hızlan, Behçet Kemal Çağlar Çorumlu, Halide Edip Cansever, Ahmet Ümit Yazar Oğuzcan, İbrahim Selim İleri, Sait Faik Ebesipişik, Yahya Kemal Osimhen!”
Zeka işi mizah… İzahı olmayanın mizahı olur. Ülke artık Erdoğan ve Bahçeli yönetiminde Levent Kırca’nın skeçlerini bir kurgu olarak değil gerçek ve siyaset diye yaşıyor. Levent Kırca iflah olmaz bir muhalifti, bugün hayatta değil fakat mizahı AKP politikası ve iktidarın kendisi oldu.
MHP liderinin görevden uzaklaştırılan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’i mahkum eden karar verdiği tepkiye ne demeli? Bu kez mesajını sosyal medyadan yayınladı: “Evrensel hukuk ilkeleriyle çeliştiği gibi ‘Terörsüz Türkiye’ gaye ve gayretiyle de taban tabana zıtlık taşımaktadır. Bu kararın mahşeri vicdanda hiçbir karşılığı ve makul bir gerekçesi de yoktur. Karar sorunludur, adil ve hakkaniyet esaslarıyla tezat ve çatışmalıdır.”
Ülkede sanki adalet vardı? Evrensel hukuk ilkelerini hatırlamak da neyin nesi? Türkiye o raydan çıkalı yıllar oldu. Bu sitem ve şikayet kime? Kamuoyuna ve yargı camiasına mı? Yoksa ortağı Erdoğan’a mı? Bahçeli kararın AKP hukukunun doğal bir sonucu olduğunu bilmiyor mu? Eseriyle yüzleşeceği yerde şikayet de nereden çıktı? “Biz hükümet ortağı değiliz!” gibi absürt bir yaklaşımla işin içinden çıkamaz. Sorumluluk ve vebal MHP’nin omuzlarında…
Bahçeli’in aktörü olduğu bir haber daha; “12 Aralık 2025 tarihinde DEM Parti heyeti Meclis’te bizleri ziyaret ettiklerinde, kurucu önder Abdullah Öcalan’ın Şanlıurfa’da özel olarak dokuttuğu bir kilimi bize hediye etti. Kendisine Türk ve Kürt birliği ile kardeşliği konusundaki samimiyeti için teşekkür ediyorum. Bunu memnuniyetle karşıladım ve bizi ziyaret eden heyete şunu söyledim; “Kültürümüzde her kilimin bir ismi vardır, bu kilime de 27 Şubat 2025 Barış ve Demokrasi Kilimi adını veriyorum”
Öcalan ile Bahçeli arasındaki ilişki selam ve sevgi hattını aşmış. Hediyeleşme noktasına tırmanmış. Öcalan kilim göndermiş, Bahçeli de ‘kurucu önderin’ armağanını memnuniyetle kabul etmiş.
Bilmem ne demek lazım? En iyisi şimdilik tarihe not düşmek.
Bu haberleri okuyunca Bahçeli için ‘Bir garip adem!’ demekten başka ne söylenebilir ki… Bir küçük şiire rastladım, ‘Bir Garip Adem’ başlıklı;
“Öncesi belli sonu değil / Yaşı kırk gönlü değil / Dünyası dört duvar ufku değil / İki fidan sahibi meyvesi belli değil”
Ülkenin gidişatı üzerinde etkisi olmasa, ‘kara mizahın şahı’ diye gülünüp geçilebilirdi. Fakat Türkiye’nin kaderi söz konusu… Çok üzgünüm…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

