DW Türkçe’den Arthur Sullivan’ın analizi şöyle;
ABD doları, 2025’te başlayan düşüş trendini sürdürerek önemli para birimleri karşısında değer kaybetmeye devam ediyor. Geçen yıl ABD para birimi, yaklaşık son on yılın en sert değer kaybını yaşadı.
2025 yılında doların, farklı para birimlerinden oluşan bir döviz sepeti karşısındaki kaybı yüzde ona yaklaştı. 2026 yılının başından bu yana ise değer kaybı yüzde 2,6’ya ulaştı.
Doların değer kaybı euro ve diğer para birimleri üzerinde de etkili oluyor. Avrupa’nın ortak para birimi euro, 2021’den bu yana ilk kez 1,20 ABD doları seviyesini gördü. İngiliz sterlini ve Japon yeni de dolar karşısında yeni zirvelere ulaştı.
Yatırımcıların güveni Trump nedeniyle azalıyor
Birçok ekonomist ve analist, doların süregelen değer kaybını, yatırımcıların ABD para birimine duyduğu güvenin azalmasına bağlıyor. Bunun temel nedenlerinden biri olarak, ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarının öngörülemezliğinin sürüyor oluşu gösteriliyor.
Bazı çevreler ise, Trump ve ekonomi ekibinin önemli bir bölümünün, ABD ihracatını ucuzlatarak daha rekabetçi hâle getirmek amacıyla doların değer kaybetmesini bilinçli olarak istediği görüşünde. Trump, bu yöndeki iddiaları yatıştırmak için henüz herhangi bir hamle yapmış değil. Birkaç gün önce kendisine doların zayıflamasından endişe duyup duymadığı sorulduğunda, “Hayır, bunu harika buluyorum” yanıtını verdi.
Şu anda ABD Merkez Bankası (Fed) Yönetim Kurulu üyesi olan, Trump’ın eski ekonomi danışmanlarından Stephen Miran, Kasım 2024’te “küresel ticaret sisteminin yeniden yapılandırılmasına” ilişkin bir rehber yayımladı. Bu belgede, ABD’nin ticaret açığını azaltmak için gümrük tarifeleri ve doların değer kaybı önemli araçlar olarak sıralandı.
Bu durum Avrupa’yı neden ilgilendiriyor?
Doların zayıflığı yalnızca ABD ekonomisini etkilemekle kalmayıp, euro bölgesi ekonomisi ve euro üzerinde de sonuçlar doğuruyor. Avrupa Birliği’nin ortak para birimi euro, 2025 yılında dolar karşısında yüzde 13 değer kazandı. Bu, 2017’den bu yana görülen en güçlü artış oldu.
Araştırma şirketi Capital Economics’te euro bölgesinden sorumlu başekonomist yardımcısı Jack Allen-Reynolds, euronun yükselişinin “AB’de ekonomik performans, iş gücü piyasası ve hanelerin mâli durumu açısından önemli bir rol oynadığını” söylüyor. Allen-Reynolds, DW’ye yaptığı açıklamada, “Daha güçlü bir euro, ihracatı daha az rekabetçi hâle getirir ve bu da bölgedeki üreticilere zarar verir” diye konuştu. Öte yandan ithalatın ucuzlamasının tüketici fiyatlarını aşağı çektiğini de söyledi.
Oxford Economics’te euro bölgesi başekonomisti olan Ricardo Amaro ise, euronun dolar karşısında daha da yükselmesinin, ABD’ye yoğun ihracat yapan Avrupalı şirketlerin rekabet gücünü zayıflatabileceğini tekrarlıyor. Amaro’ya göre bu durum, ABD ürünlerinin Avrupa’da ucuzlamasıyla kısmen dengelenebilir. Ancak genel olarak, mevcut döviz kurunun bu seviyede kalması hâlinde Avrupa’daki büyüme olumsuz etkilenecek.
Amaro, DW’ye yaptığı değerlendirmede, “Hesaplamalarımıza göre, Temmuz sonunda varılan ancak Trump’ın Grönland ve ek gümrük vergileri tehdidiyle donudurulan AB-ABD ticaret anlaşması sonrasında referans alınan 1,16 dolar seviyesi yerine, euro-dolar kuru mevcut 1,20 seviyesinde kalırsa, euro bölgesinin bu yılki Gayrisafi Yurt İçi Hasılası (GSYİH) yaklaşık yüzde 0,2 daha düşük olur” dedi.
İhracatçılar için karmaşık tablo
Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Bruegel’de makroekonomist olan Zsolt Darvas ise tersine iyimser. Euronun bugünkünden çok daha yüksek değerlendiği dönemlerde bile Avrupa ihracatının iyi performans göstermeye devam ettiğine dikkat çekiyor.
Darvas, mevcut 1,20 dolar seviyesinin, 2021’deki seviyelerin altında ve 2004-2014 döneminde sıkça görülen 1,30 ila 1,50 dolar aralığının da belirgin biçimde gerisinde olduğunu söylüyor. “Son dönemde doların hafif değer kaybının Avrupa’da kayda değer ekonomik sorunlara yol açması beklenmiyor” diyen Darvas, buna rağmen Trump’ın gümrük tarifesi politikalarından ciddi şekilde etkilenen ihracatçılar için, olumsuz bir döviz kurunun “ek bir darbe” anlamına gelebileceğine dair endişelerin bulunduğunu da belirtiyor.
Goldman Sachs verilerine göre, Avrupa’nın en büyük şirketlerini kapsayan STOXX Europe 600 endeksindeki firmalar gelirlerinin yaklaşık yüzde 30’unu ABD’den elde ediyor.
Ricardo Amaro’ya göre, zayıf dolar özellikle ilaç ve otomotiv sektörlerini olumsuz etkileyebilir. Ancak Amaro, ABD’nin Avrupa menşeli ilaçlara olan bağımlılığının olası zararları kısmen telafi edebileceğini de ifade ediyor.
Jack Allen-Reynolds ise, son yıllarda Euro Bölgesinin ihracatının genel olarak zayıf seyrettiğini, bunun da özellikle Çin’den gelen yüksek rekabetten kaynaklandığını vurguluyor. Allen-Reynolds, “Şu ana kadarki gelişmelerin Avrupa ihracatına olan talep üzerinde çok büyük bir etkisi olacağını düşünmüyoruz. Ancak yardımcı da olmayacaklar” ifadelerini kullandı.
Avrupa Merkez Bankası devreye girmeli mi?
Euronun dolar karşısında yükselmesi, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB, AMB) herhangi bir şekilde müdahale edip etmemesi gerektiğine dair spekülasyonları da beraberinde getirdi.
Avusturya Merkez Bankası Başkanı Martin Kocher, euronun son dönemdeki yükselişini “ılımlı” olarak nitelendiriyor. Ancak Kocher’e göre, euro daha da değer kazanırsa, ECB’nin müdahale etmesi gerekebilir.
Ricardo Amaro, ECB’nin halihazırda piyasa beklentilerini etkilemeye çalıştığını belirtiyor. Buna örnek olarak, üst düzey ECB yetkililerinin “durumu izlediklerini” ve “son gelişmelere ilişkin endişelerini dile getirmelerini” gösteriyor. Amaro’ya göre bu söylemler, faiz indirimi ihtimalini gündeme getirerek euronun değer kazanmasına karşı bir etki yaratıyor.
Jack Allen-Reynolds da, şu ana kadarki kur hareketleri nedeniyle acil bir adım atılmasını gerekli görmüyor. Ancak yıl içinde yaşanabilecek ilave gelişmelerin, ECB’yi faiz indirimine yöneltebileceğini düşünüyor.
Mevcut durumda enflasyon üzerindeki etkinin neredeyse sıfır olduğunu ve hiçbir sektörün özellikle kırılgan olmadığını savunan Zsolt Darvas ise, sözlerini şöyle tamamladı:
“Döviz kurları son on yıllarda büyük dalgalanmalar yaşadı. Şirketler, bugün gördüğümüzden çok daha büyük dalgalanmalarla başa çıkmaya alışkın.”
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

