Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

10 Mart mutabakatı tıkandı; Halep’te düğmeye basıldı

Ahmet Kemal Genç


AHMET KEMAL GENÇ | ANALİZ

Suriye’de son haftalardaki ana başlık, Şam yönetimi ile SDG/YPG arasındaki “entegrasyon” pazarlığının tıkanması ve bunun Halep’te sıcak çatışmaya dönüşmesi. Aslında korkulan şey de buydu… 10 Mart 2025’te SDG’nin yıl sonuna kadar Suriye ordusuna entegre edilmesini öngören çerçeve mutabakattan sonra sahada ve masada ilerleme sınırlı kaldı. Taraflar birbirini “oyalamakla / kötü niyetle” suçluyor. 

Halep özelinde, Kürt nüfusun yoğun olduğu Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde gerilim geçtiğimiz ay sonunda yeniden yükseldi. 22 Aralık 2025’te iki taraf “gerilimi düşürme” temaslarıyla karşılıklı ateşi durdurma yönünde adım attığını duyursa da bu sakinlik kalıcı olmadı. 

6–7 Ocak 2026’da çatışmalar yeniden alevlendi. 7 Ocak’ta (dün) Suriye ordusu, Şeyh Maksud ve Eşrefiye’yi saat 15.00 itibarıyla “kapalı/askeri bölge (closed military zone)” ilan etti. Sivillere bölgeden uzak durma/çıkarma çağrıları yapıldı ve “insani koridor” açıldığı açıklandı. Medyaya yansıyan haberlere göre 40 binden fazla insan evlerinden ayrıldı.

Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin “askeri bölge” ilan edilmesi, yalnızca iki semti hedef alan bir güvenlik operasyonu değil. Şam–SDG müzakerelerinin tıkandığı, Ankara’nın sahada daha görünür hale geldiği ve ABD–İsrail eksenli yeni Suriye denkleminin test edildiği stratejik bir eşik olarak okunuyor.

Peki bu iki mahalle neden ‘askeri bölge’ ilan edildi? 

Şam, Şeyh Maksud–Eşrefiye’yi kontrol eden SDG/Asayiş unsurlarını “Aleppo’ya roket, topçu saldırıları ve sivillere dönük eylemlerle” suçlayıp “sınırlı bir askerî operasyon” başlattığını açıkladı. Bu yüzden sivillerin bölgeden çıkarılması için koridorlar duyuruldu…

Tabi bu görünen/açıklanan ‘resmi’ gerekçe! İşin bir de ‘açıklanmayan’ siyasi boyutu var… 

Bu iki mahalle, Halep gibi hükümetin elindeki bir şehir içinde SDG’nin elinde kalan stratejik bir bölge olarak görülüyor. Şam’ın hedefi, SDG’nin “yarı-özerk” düzenini bitirip silahlı yapıyı Suriye ordusuna entegre etmek ve merkezi otoriteyi tekleştirmek. 10 Mart mutabakatı uygulamada tıkandığı için Halep, Şam’ın elindeki en görünür ‘baskı alanına’ dönüştü.

“Askerî bölge” ilanı ne işe yarıyor? 

Şam yönetimi için hem hukuken hem de siyaseten “meşruiyet” zemini yaratıyor… Siviller bölgeden çıkıyor ve operasyon alanı temizleniyor; dolayısıyla SDG mevzileri meşru hedef haline getiriliyor. Aynı zamanda mahalleleri fiilen tecrit/kuşatma ederek SDG’yi masada tavize zorluyor.

Ortadoğu, İran’da isyana varan protestoları, İran–İsrail gerilimi ve olası ABD senaryolarını tartışırken, Suriye sahası bir kez daha kendi gerçeğini hatırlattı. Halep’te silahlar sustu sanılırken, Şeyh Maksud ve Eşrefiye üzerinden yeni bir cephe açıldı. Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı Askeri Operasyon Merkezi’nin bu iki mahalleyi askeri bölge ilan etmesi, fiilen “Müzakere bitti, sahada hesaplaşacağız!” mesajı olarak okunuyor.

Kararın hemen ardından sivillere bölgeyi terk etmeleri çağrısı yapıldı, mahallelerin çevresine tanklar ve ağır silahlar yığıldı. Aynı saatlerde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir konvoyun Halep’in kuzeyine intikali görüntülere yansıdı. Henüz kapsamlı bir kara operasyonu başlamadı; ancak askeri hazırlık, siyasi niyetin önüne geçmiş durumda.

Gerilim aylardır sürüyor

Son iki günde yaşanan çatışmalarda çocukların da aralarında bulunduğu siviller hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı. Tarafların açıkladığı rakamlar farklı; fakat değişmeyen gerçek şu: Halep’teki kırılgan denge çöktü.

Şam yönetimi operasyonu, 1 Nisan mutabakatının SDG tarafından ihlal edildiği iddiasına dayandırıyor. Kürt tarafı ise aylardır süren abluka, baskı ve askeri tahkimatın bu çatışmayı kaçınılmaz hale getirdiğini söylüyor.

Bu karşılıklı suçlamalar, aslında daha büyük bir gerçeği örtüyor: Halep, Şam ile SDG arasındaki tıkanan müzakerelerin sahaya yansıyan basıncı…

İsimler değişiyor, gerçek değişmiyor

SDG, Halep’te kendi askeri güçlerinin bulunmadığını, yalnızca asayişin görev yaptığını söylüyor. Teknik olarak doğru. Ancak sahadaki asayiş, klasik bir polis gücü değil; ağır silah kullanabilen, savaş deneyimi olan bir yapı olduğu söyleniyor.

Zamanlama tesadüf değil. Pazar günü Şam’da yapılan ve sonuçsuz kalan SDG entegrasyon görüşmelerinin hemen ardından askeri seçeneğin devreye sokulması, bir kararın zaten alındığını düşündürüyor.

Şam ve Ankara, Halep üzerinden birkaç şeyi test ediyor:

ABD bu tabloya ne kadar tepki verecek?

İsrail sessiz kalacak mı?

Kürt mahallelerine yönelik baskının bir bedeli olacak mı?

ABD’nin Fırat’ın Doğusu–Batısı ayrımı geçerli olacak mı?

Halep bu açıdan bir deneme alanı.

Bu krizi anlamak için eski ama hâlâ geçerli bir denklemi hatırlamak gerekiyor: ABD, Fırat’ın doğusunda caydırıcı; batısında ise seyirci.

Afrin’de, Cerablus’ta, El Bab’da ve Tel Rıfat çevresinde bu böyleydi. Halep de bu kategoride görülüyor. Amerikalılar, kendi askerlerinin olmadığı bir alanda Türkiye ve Şam’ın hamlelerine karışmamayı tercih ediyor.

Bu nedenle Halep’te yaşananlar, Washington’da “kriz” değil, yönetilebilir bir risk olarak okunuyor.

Paris görüşmelerinde sessiz güvenceler mi verildi?

Halep’te silahların bu kadar rahat çekilmesinin arkasında Paris’te yapılan İsrail–Suriye görüşmelerinin etkisi göz ardı edilemez. Bu görüşmeler, İsrail’in güvenliği ekseninde yeni bir Suriye düzeninin inşa edildiğini gösteriyor.

Mesaj net mi? İsrail’e tehdit yoksa, Şam’a müdahale de yok.

Bu tablo, Halep’te atılan askeri adımları kolaylaştıran bir zemin yaratıyor. Kürtler için ise bu, söylem düzeyindeki dayanışmanın sahada karşılığı olmadığı gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor.

Kürtler açısından resim

Şeyh Maksud ve Eşrefiye, Kürtler için sadece iki mahalle değil; müzakere masasındaki varlığın sahadaki temsili. Bu alan kaybedilirse, Şam–SDG ilişkilerinde güç dengesi daha da Şam lehine kayar.

İsrail’in Dürziler için gösterdiği refleksi Kürtler için göstermemesi, ABD’nin ise batı yakasında mesafeli durması, Kürtleri yeniden jeopolitik yalnızlıkla karşı karşıya bırakabilir.

Halep’te yaşananlar bir “asayiş sorunu” değil, bir strateji kırılması olarak görülüyor. Silahlar konuşmaya başladıysa, bunun nedeni güvenlik değil; tıkakan müzakereler, test edilen ittifaklar ve yeniden çizilen nüfuz alanları.

Şeyh Maksud ve Eşrefiye bugün Halep’in mahalleleri olabilir; ama yarın Suriye’nin yeni çatışma hattının adı haline gelebilir.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version