Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

Toplumsal çürümenin anatomisi

Özge Elif Hendekçi


ÖZGE ELİF HENDEKÇİ | YORUM

İnsan hakları savunucusu ve DEM Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun bu paylaşımı bana uzun süredir içimde biriken düşünceleri hatırlattı.

Ülkemizdeki tek sorun hukuksuzluk muydu?

Bence hayır.

Adaletsizliğin böylesine çığırından çıkmasının sebebi, hukuk sisteminin çöküşü değil.

Bu ancak bir sonuç olabilir.

Toplumda kök salan ahlak yoksunluğu, merhametsizlik kendinden olmayana tahammülsüzlük, saldırı kültürü, bencillik..

15 yılda nasıl değiştik?

Toplumsal dönüşüm bir anda olmadı. Sistemli bir biçimde yürütülen nefret söylemi, ötekileştirme, şiddetin normalleşmesi, cinsel istismarın bebeklere kadar ulaşması, mafyalaşmanın ve gayrimeşru kazançların olağanlaşması, zengin hırsızların çoğalması, özgürlüğün kelime anlamını yitirmesi, hak kavramının güç kavramıyla özdeşleşmesi…

Toplumda insanların her türlü ahlaksızlığı yapabilecek, her türlü suçu isleyebilecek noktaya gelmesi. Masum ve mazlumların sistematik olarak ezilmesi, mağdur edilmesi, saldırganlığın, haksızlığın güç kabul edilmesi.. Güçlünün her daim kazanması… Güçsüzün mağdur edilmesi…

Tüm bunlar bir toplumu çökertme projesinin parçası değil mi?

Dönüşüm şarttı 

Hatırlayalım!

Münevver Karabulut cinayetinde büyük bir infial oluşan bir toplumdan 2 yaşındaki çocuğa tecavüz edip öldürülmesini iki günde unutan bir toplum haline gelmek sadece 15 yılı almıştı. Bir vatandaşın başbakanın önüne yazarkasa fırlatabildiği ülkeden, en ufak eleştiride sindirilen bir topluma evrilmesi de uzun sürmemişti. Bu, tesadüf değildi; planlı ve adım adım uygulanan bir dönüşümdü. Sadece 15 yılda bir toplum çürümüş, gençler arasında kafa kesmek oyun haline gelmiş , tecavüz güç gösterisi olmuştu.

Ahlaki çürümenin izleri

İşçinin hakkını alnının teri kurumadan vermeyi şiar edinen patronların yerini, işçiyi ezen, çocukları ve zayıfları sömüren patronlar aldı.

Gençler, alın teriyle bir şey elde edemeyeceklerine inanarak mafya ya da kolay para yollarına yöneldi.

Sosyal medya, ahlaksızlığı normalleştiren bir sahneye dönüştü.

Diziler ve filmler toplumu duyarsızlaştıracak, ahlaki değerleri çökertecek, şiddeti ve bencilliği kutsayacak şekilde kurgulandı.

Dini değerler rafa kaldırılmakla kalmadı, nefret objesi haline getirildi.

Bir yandan “dindarlik” görünümü öne çıkarılırken diğer taraftan “dinin” içi boşaltıldı.

Sevgi saygı ve hoşgörü gibi olumlu hasletler nefret, öfke, bencillik gibi duygularla değiştirildi. Bunun için özel çaba harcandı.

Çıkarı dışında birbirini sevmeyen , birbiriyle ilişki kurmayan bir toplum inşaa edildi.

İnsanlar ahlaken ve ekonomik olarak o kadar çökertildi ki “hak,adalet” gibi mefhumları düşünmeye fırsatları kalmadı.

Bu toplum bu hale ne yazık ki çok kolay geldi.

Değerler çok çabuk unutuldu.

Sırayla ve sistematik olarak topluma enjekte edildi.

Yalanlar , iftiralar, kaos , ahlaksızlık, yayın organları tarafından bilinç altına işlendi.

Komşusu açken tok yatmayan bir toplum komşunun ırzına, canına, malına göz diken bir topluma dönüştürüldü.

Diktatörya kılcallara kadar indi

Diğer grup ise yoksullukla öyle bir boğuşma halindeydi ki ne yangını umursayacak ne de peşkeş çekilen arazilerin farkında olabilecek düşünce yetisine sahip oldu.

Ay sonunu getirmenin, evladının tedavisini yaptırmanın, çocuğunu okula gönderebilmenin derdi öyle büyüktü ki ne adaletsizlik, ne zulüm onun mücadele edilecekler listesinde yer aldı.

Suça bulaşmış kişiler özellikler belirli yerlere getirildi ki biat etmediği takdirde başına gelecekleri göze alamasın.

İktidara yakın isimlerin karıştığı cinayetler, hırsızlıklar, uyuşturucu trafiği ve ağır suçlar özellikle kapatıldı.

Göz göre göre katiller , suçlular aramıza geri gönderildi ve hatta yeni görevler verildi.

Adaleti istedikleri tarafa istedikleri şekilde çevirerek topluma hem “Ben sizin tanrınız gibi can alır can veririm ” diyen Firavun misali gözdağı verildi. Hem de suçlarını işletecek aracılar bulunarak elleri kana, elleri suça bizzat bulaşmamış oldu. İstedikleri zaman harcayabilecekleri nitelikli aparatlar kullanıldı.

İstediklerini istedikleri konuma getirmek için sahte diplomalar düzenlemekten, ilkokul mezunu kişileri,  üniversite mezunu gibi göstermekten dahi imtina etmediler.Çünkü sorgulayan bir toplum, yargılayan bir güç yoktu. Artık uyuşmuş, her şeyi kabul eden, sesi çıkmayan bir toplum vardı.

Biraz itiraz eden konuşmak isteyen olursa da kafası ezildi, sesi kesildi, cezaevlerine göderildi.

Hak hukuk mücadelesi veren azınlık gruba orantısız güç uygulandı .

Eğitim hayatları karartıldı.Özellikle gençler ötekileştirildi. Dışlandı. Mağduriyet görenlerin tarafını tutan ya da onlara sahip çıkanlar sırf bu eylemleri nedeniyle önce kendi gurupları tarafından tokatlandı. Çok geçmeden iktidar eliyle de tutuklandı.

Sokaklarda sürüklendi, nezaretlerde dayak yedi. Düzen öyle güzel kurulmuştu ki; her şey tıkır tıkır işliyor, kanunlar kendi halkına karşı silah olarak kullanılıyordu. Kanun adamları bu silahları dün birlikte yol yürüdükleri arkadaşlarına dahi kullanmaktan hiç çekinmiyorlardı.

Hukuksuzluk toplumunun her kesiminde

Evladının katilini bulmaya çalışan bir baba sırf siyasilere ucu dokunuyor diye tutuklandı. Kardeşi şehit edilen acılı abi, kardeşinin cenazesinde sitem etti diye halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçundan cezaevinde gönderildi. On suç kaydı olan ruh hastası 4 yaşındaki çocuğa tecavüz etti.

Toplum ah vah eyledi ve daha bunun sancısını yaşamadan bir sonraki gün daha büyük canilik içeren başka bir haberle uyandı.

Toplum kılcallarına kadar o kadar kirlendi o kadar zehirlendi ki . Zehirsiz yaşamanın ne demek olduğunu bilmeyen bir nesil türedi.

Kaos özellikle beslendi. Bir nesil bu kaos ortamında yetişti. Normal düzenin kaos olduğunu, merhametsizlik, etiket, sınıflandırma olduğunu zannetti.

Çalmadan, çırpmadan, başkasının üzerine basmadan, bir yerlere gelemeyeceğini anlamak yetmedi. Buna karşı olanları da ortadan kaldırmak gerekti.

Bu nesile güzellikleri anlatan, hoşgörüyu aşılayan, hak ve adalet duygusu gelişmiş gruplar ya da şahıslar terörist ilan edildi. Bu yolda hiçbir iftiradan, hiçbir hayasızlıktan geri durulmadı. Toplumu daha önce beraber yürüdükleri, beraber paylaştıkları insanlara karşı doldurmak zor olmadı.

Önceleri azınlıkta olan ve kötülüklerini bastırma mecburiyeti hisseden kesim, çıkarları dogrultusunda bunları açıktan yapmaktan çekinmedi.

Topluma kötülük pompalanırken iyilik hapsedildi.

Kötülüğün içinde büyüyen gençler saldırgan, anlayışsız, empati yoksunu olarak yetişti. Ötekileşmeyi, nefreti, saldırganlığı normal karşılayan duyarsız bir toplumda , merhametsiz bir çevrede arkadaşlarını aşağılayarak , zayıfı ezerek ilerlediği yollardan geçerek çeşitli meslekler edindi. Konumu gereği taşıması gereken adalet duygusunu, merhameti, saygıyı belirli bir gruba karşı hiç beslemedi.

Asla acıması olmayan , acırsan acınacak hale düşersin mantığıyla , her türlü haksızlığı ve zulmü meşru gören paralı ruh hastalarının da marifetiyle şefkat, hoşgörü, itidal gibi duygular hapsedildi.

Aslında bir toplumun yıllar içinde nasıl değiştiğinin, hızlı bir filmi çekilseydi ortaya çıkan manzaradan bir kesit olabilirdi bu yazı. Şunu unutmamak gerekir ki ülkemizin en büyük problemi hukuksuzluk değil.

Ahlak ve erdem gibi olguları yeniden topluma aşılayamadıktan sonra hiçbir zaman adalet filizlenmeyecek ülkemin çorak topraklarında ..

Bir öğretmenin öğrencisine, ailesinin kimliği ne olursa olsun, bir doktorun hastasına, kimliği ne olursa olsun… Bir hakim-savcının suçlaması ne olursa olsun karşısındaki insana merhamet ve hoşgörüyle , ayrımsız bir ölçüyle yaklaşmadığı bir toplumda adaletin tesis edilmesi mümkün olmayacaktır.

Kıskançlık ve haset duygusunun hakim olduğu bireyler , rüzgar etkisiyle grupları önüne katacak ve büyük bir fırtınaya dönüştürecektir. Vicdanın satılığa çıktığı bir toplumda “adalet” yeşermeyecektir.

Yeniden inşa için umut

Tarih boyunca nice toplumlar çöküşün eşiğine gelmiş, sonra yeniden filizlenmiştir. Bunun yolu yeniden merhameti, vicdanı, sevgiyi, adaleti , hoşgörüyü hatırlamaktan geçiyor. Çürümeyi besleyen nefret ve korku yerine; hakkı, dürüstlüğü, güveni, emeği, hoşgörüyü yeniden topluma aşılamaktan geçiyor.

Karanlık ne kadar yoğun olursa olsun, tek bir ışık bile onu deler. Bu ışığı yakacak olanlar da yine bizleriz. Birey olarak gösterdiğimiz çabalar, cesur itirazlar, merhametli yaklaşımlar, zamanla toplumu dönüştürebilir.

Unutmayalım: adalet, önce insanın vicdanında yeşerir; oradan topluma kök salar.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version